menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsyancı Teğmenlerin Ağlamaya Hakkı Yoktur

12 0
15.12.2025

Disiplinsizlik nedeniyle ordudan atılan askerler şimdi ağlamaya başladılar. Hatta bir kitap çıkarıp kendilerini suçsuz göstermek istiyorlar.

Meseleyi genişçe ele alıp yaşanılan çirkin hadiseleri gözden geçirelim. Bakın neler yaşandı...

Türkiye'nin bir cumhuriyet olduğunu idrak edemeyen zavallı insanları tanımamız gerekiyor. Bu konuda kısa bir değerlendirme yapalım.

"HMS" Kısaltması bütün İngiltere gemilerinin başında yazar.

Monarşik ülkelerin ve özellikle Büyük Britanya Krallığı donanmalarında gemilerin önüne konulan ve Majestelerinin Gemisi (His/Her Majesty's Ship ) anlamındaki bu kısaltma; ordunun hem sahibi hem de komutanının kralda olduğunu ifade etmektedir.

Cumhuriyetlerde ise ordu milletin emrinde olup krallık ve saltanata ait olamaz.

Nitekim Türk Donanmasının gemilerinde TCG Kısaltması bulunur ki; bunun anlamı "Türkiye Cumhuriyeti Gemisi" demektir.

Kısaca cumhuriyetlerde şahsın, kralın veya bir diktatörün ordusu olamaz.

Fakat gelin görün ki bir kısım askerler "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyerek her on yılda bir darbe yapmayı gelenek haline getirmişlerdir.

30 Ağustos 2024 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kara Harp Okulu camisinin açılış töreninde bulunduğu sırada toplu bir isyan girişimine kalkışan iki yüze yakın teğmen içinde sadece 5 tanesinin ve bu teğmenleri azmettiren 3 subayın ordudan uzaklaştırılması hazmedemeyen kişileri görüyoruz.

Elbette sadece darbe sonrasında iktidar yüzü gören ve daima halkın tokadını yiyen CHP’li siyasetçilerin Kara Kuvvetleri Yüksek Disiplin Kuruluna itiraz etmesini anlayabiliyoruz.

Fakat bir halk yönetiminde krallara ve diktatörlere ait bir ordunun bulunamayacağını güya yurt dışında tahsil görmüş demokrasi düşmanı aydınlara anlatmakta güçlük çekiyoruz.

Faşist devlet yönetimi anlayışı ilk okuldan üniversitelere kadar bütün eğitim katmanlarında milletimize zorla dayatıldığı için işimiz bir hayli zordur.

Her ne kadar ilkokul öğrencisine anlatır gibi basitçe anlatsak da bu kişilerin demokrasi, Cumhuriyet ve halkın yönetimi konusunda gerici tutumlarını hâlâ sürdürüyor olması çok düşündürücüdür.

Bundan yüz yıl önce donanmamızda teğmen olarak görev yapmış M. Celalettin Orhan’ın yaşadıklarını ve ne kadar ilerici bir düzeyde asker olduğunu defalarca yazıp neşrettim.

Umulur ki bu yazılarımdan bir parça ibret alınır.

Allah bu gerici ve yobaz kişileri ıslah etsin.

Tuzla Piyade Okulu’nda darbeci tehdide de değinmek gerekiyor.

Türkiye'yi yeniden darbe sürecine sokmak istiyorlar. Bir yandan Fetö örgütü, bir yandan darbeci faşist subaylar bütün güçleri ile devleti ve anayasal rejimi yıkmaya çalışıyorlar. Bunların azmettiricisi yine aynı güçtür. ABD ve Siyonist güçler...

Bir dönem askeri darbecilerin karargâhı Kara Harp Okulu'ydu. 27 Mayıs 1960 tarihinde gözü dönmüş faşistler Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'u Kara Harp Okulu'na getirip yaka paça dövüp tekmelemişlerdi.

Bu cuntanın ele bazılarından biri Amerikan işbirlikçisi Yüzbaşı Muzaffer Özdağ idi.

15 Temmuz 2016 da yine ABD’nin tertiplediği Fetocu kalkışmadan sonra Kara Harp Okulu kapatılmış ve Milli Savunma Üniversitesi yönetiminde daha demokratik yapıya getirilmek için yeniden açılmıştı.

Darbeci faşistler nispeten kontrolü kaybettikleri için bu sefer Tuzla Piyade Okulu'nu darbe karargâhı yapmışlardı. Bu sayede hâlen görevde olan darbeci gelenekten gelen faşist general ve amirallerin etkisi daha çok görülebiliyordu.

Nitekim Tuzla Piyade Okulu’nda; geçen 10 Kasım’da, “Atatürkçü subaylar” ile “Atatürk karşıtı oldukları iddia edilen subaylar” arasında “Atatürk fotoğrafının üniformaya takılması” çerçevesinde yaşanan bir dizi olay ile ilgili ayrıntılar ortaya çıkmıştı.

Millî Savunma Bakanlığı (MSB), yaptığı resmi bilgilendirmede, süreçte yer alan 7 teğmenin, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile “ilişiğinin kesildiğini” açıklamıştı.

Basında açıklanan bilgilere göre yaşanan olaylar sonrasında hazırlanan ve savcılığa gönderilen disiplin soruşturma raporunun detayları ortaya çıkmıştı.

Raporda bazı teğmenlerin "bir gün gelecek hepiniz Atatürk’e secde edeceksiniz" tehditleri ile namaz kılmanın bir cemaate mensubiyet olarak itham edilmesi dikkat çekmişti.

İlgili bölümler şöyledir.

Olayın tarafı olan Teğmen A.A., 10 Kasım sabahı yaşananları özetle şöyle aktardı:

“(...) 10 Kasım günü Atatürk’ü Anma Töreni sebebiyle sabah 08.00’de bölük içtima alanına çıktım. Yakalarımıza takmak için Atatürk fotoğrafı ve iğnesi dağıtıldı. Bir kısım arkadaşıma ve bana iğne yetmediği için tören alanında diğer arkadaşların çevresinden toplu iğne temin etmeye çalıştım.

 Tören alanına gelene kadar iğne temin edemedim. Tören alanında yakamda Atatürk fotoğrafını göremeyen Piyade Teğmen A.K.Ş. ve Piyade........

© Akasyam