Mithat Güdü Özgürlük Sınırsızlık Değildir: Mahremiyeti Teşhire Dönüştürmek Toplumsal Bir Felakettir!
Bugün açık konuşmanın zamanıdır.
Çünkü mesele artık yalnızca birkaç kişinin kıyafeti, birkaç televizyon programı veya birkaç sosyal medya paylaşımı değildir.
Mesele çok daha büyüktür: Ailemizin geleceğidir. Çocuklarımızın geleceğidir. Gençliğimizin geleceğidir. Millî ve manevî kimliğimizin geleceğidir.
Biz Müslüman Türk milleti olarak asırlar boyunca yalnızca topraklarımızı değil, bir medeniyet anlayışını da koruduk.
O medeniyetin temelinde; îman vardı, edep vardı, hayâ vardı, iffet vardı, aile vardı, mahremiyet vardı, büyüğe saygı, küçüğe merhamet vardı.
Bugün ise bunların önemli bir kısmının hızla aşındığı bir dönemin içinden geçiyoruz.
Ve artık sormamız gerekiyor: Biz nasıl bu hâle geldik?
Eskiden utanılan şeyler bugün neden sergileniyor?
Eskiden mahremiyet diye bir kavram vardı. İnsan herkesin içinde her şeyi konuşmazdı. Her şeyini göstermezdi. Özel hayatını teşhir etmezdi.
Analarımız, ninelerimiz edep ve mahremiyet konusunda son derece hassastı. Giyim kuşamda ölçü vardı. Konuşmada ölçü vardı. Davranışta ölçü vardı. Çocukların yanında konuşulmayacak konular vardı. Evde yaşanan her şey sokağa taşınmazdı.
Bugün ise mahremiyet giderek teşhire dönüşüyor. İnsanlar özel hayatlarını milyonların önüne seriyor. Beden, reklâmın ve tüketimin bir parçasına dönüştürülüyor. Cinsellik, eğlence sektörünün ve dijital kültürün en güçlü araçlarından biri hâline getiriliyor.
Ve bütün bunların karşısına çıkanlara aynı kelime söyleniyor: “Özgürlük!” Hayır! Özgürlük, sınırsızlık değildir. Özgürlük, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Özgürlük, çocukların korunma hakkını yok saymaz. Özgürlük, aile mahremiyetini değersizleştirme hakkı vermez. Özgürlük, toplumun bütün ahlâkî sınırlarını ortadan kaldırmak anlamına gelmez.
Kur'an Bize “Zinaya Yaklaşmayın” Diyor!
Kur'an'ın ahlâk anlayışını anlamak isteyenler İsrâ sûresinin 32. âyetine baksın:
“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur.”
Burada çok önemli bir ölçü vardır: Kur'an yalnızca son fiili değil, ona götüren yolları da dikkate alır.
Nûr sûresinde ise önce erkeklere, ardından kadınlara gözlerini haramdan sakınmaları ve iffetlerini korumaları emredilir.
Diyanet'in Kur'an Yolu tefsiri de bu âyetler bağlamında iffetin ve ailenin korunmasını; bakış, mahremiyet ve cinsel arzuyu tahrik eden davranışlara ilişkin sınırlarla birlikte ele almaktadır.
Demek ki İslâm'ın ahlâk anlayışı: “Son noktaya gelince dur!” demiyor. Daha baştan insanı koruyacak bir hayat düzeni oluşturuyor.
Lut Kavminin Kıssası Bir İbrettir!
Kur'an, Hz. Lût'un kavmini ve onların cinsel ahlâk alanındaki taşkınlıklarını bize boşuna anlatmıyor. A‘râf sûresinin 80-81. âyetlerinde bu olay açıkça zikrediliyor.
Bu kıssayı bugünün insanlarına hakaret etmek için kullanamayız. Ama kıssanın verdiği ahlâkî ibreti de görmezden gelemeyiz.
Çünkü Kur'an kıssaları yalnızca geçmişi anlatmaz. İnsana kendisini sorgulatır. Bize şunu düşündürür: Bir toplum ahlâkî sınırlarını kaybederse ne olur? Hayâ değersizleşirse ne olur? İffet küçümsenirse ne olur? Aile zayıflarsa ne olur? Yanlış, sürekli tekrar edilerek normal hâle getirilirse ne olur?
Bunları konuşmak zorundayız.
LGBT Tartışmasında Da Doğru Yerden Konuşalım!
Burada da açık ve dürüst olmalıyız. İslâm'ın cinsel ahlâk anlayışını savunmak başka insanların onurunu çiğnemek değildir. Bir insanı aşağılamak, hakaret etmek veya şiddeti meşrulaştırmak kabul edilemez. Aynı zamanda bizim dînî ve ahlâkî ölçülerimizi savunmamız da engellenemez. Ancak bilimsel gerçekleri........
