menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Körü Körüne Uydurma Rivayetlere Sahip Çıkanlar

13 0
22.10.2026

{vendor_count} satıcılarını yönetin

Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Körü Körüne Uydurma Rivayetlere Sahip Çıkanlar

Asırlardır hadis âlimleri, zayıf, asılsız ve mevzû hadislere karşı Müslümanları uyardığı halde bu ikazlara kulak tıkayan “merdivenaltı din tüccarları, hoca görünümlü şarlatanlar ve çakma ilahiyatçılar” her zaman olmuştur, bundan sonra da olmaya devam edecektir. Maalesef çoğunluğu oluşturan bu hoca kılıklı cahiller, mezkûr uydurma rivâyetleri sahiplenirken Yüce Allah’a ve Hz. Peygamber’e iftira attıklarını ve İslâm’ı yanlış tanıttıklarını bir türlü akledememişlerdir. Zira bunların hepsinin ortak özelliği “akıl düşmanı olmaları ve Ehl-i re’y’den” nefret etmeleridir.

Örneğin bu uydurma rivâyetlerden birisi de; “Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” hadisidir. Hadis âlimleri, bu rivâyete asırlar öncesinden uydurma hükmünü vermişlerdir. Ancak hem akıllarını hem de İslâm’ın genel ilkelerini rafa kaldıranlar ise ısrarla (her ne kadar hadis âlimleri bu rivâyete asırlardır uydurma demiş olsalar da) bunun “manasının kendilerine göre sahih” olduğunu iddia etmeye devam etmiş, rivayeti işlerine geldiği şekilde yorumlamış ve “İnsanoğlu olmasaydı zaten bu âlem yaratılmayacaktı, bu âlem insan için yaratıldı. Dolayısıyla Hz. Muhammed de insandır ve âlem onun için yaratılmıştır” gibi zoraki tevillerle uydurma rivayeti sahiplenip savunmuşlardır.

Bu adamlar, Yüce Allah’ın kainâtı “şefkat ve merhametinin bir sonucu olarak yarattığını” (el-En’âm 6/12), insana değer verdiğini, onun da çaba gösterip onuruyla cenneti kazanmasını ve sonsuza dek yaşamasını istediğini bir türlü düşünememiş, ısrarla bütün âlemlerin “tek bir insan” için yaratıldığını haber veren bu mevzû hadisi sahiplenip İslâm’ı yanlış tanıtmışlardır. Nitekim araştırıldığında görüleceği üzere bu satırların yazarı mezkûr uydurma rivâyetlere karşı yıllarca mücadele etmiş, vaazlarında/sohbetlerinde/derslerinde bu gerçeği anlatmış, gelecek nesiller için de kitap, makale, tebliğ ve köşe yazıları yazarak onları uyarmıştır. Bu bakımdan söz konusu rivâyetlere karşı verdiğimiz mücadelelerden birini ve aldığımız tepkiyi gözler önüne seren şu anımızı/hatıramızı paylaşmak, gelecek nesilleri bilgilendirmek ve meselelere geniş boyutlu bakmanın önemine dikkat çekmek isteriz.

2013 yılıydı, Doğu’daki büyük bir ilimizde düzenlenen sempozyumda son oturumda müzakereci idim. Sağ tarafımda bir tasavvuf profesörü, sol yanımda ise başka bir tasavvuf profesörü oturuyordu. Solumda oturan meşhur zat aynı zamanda o son oturumun başkanıydı. İlk müzakereyi sağ tarafımda bulunan hocamız yaptı. Tasavvuf ana bilim dalı öğretim üyesi olan hocamız “biri de söz konusu rivâyet olan” beş altı kadar hadisten söz etti; maalesef bu hadislerin hepsi de mevzû (uydurma) idi. Bunları büyük bir içtenlikle ve inanarak anlattı. Kendisi çok samimi idi, ancak niyetinin iyi olması asla yeterli değildi. Zira söz konusu hadisleri söyleyenin Hz. Muhammed olmadığını haber veren “hadis âlimleri” vardı ve onun da bu uyarıyı dikkate alması gerekiyordu. Bu hocamız konuşmasını tamamladı ve sıra bana geldi. Ben de son derece nazik bir üslupla ve gülümseyerek; “İki tasavvuf profesörünün tam ortasında otururken bunları söylemenin zor olduğunu elbette biliyorum, ancak bir hadis talebesi olarak bunları söylemek zorundayım ve söyleyeceğim” dedim ve az önce hocamızın naklettiği rivâyetlerin hepsinin uydurma olduğunu söyledim. Tabi ki herkes şok oldu. Ama ben bunu biraz espriyle söylediğim için ortam çok fazla gerilmedi ve herkes söyleyeceklerimi daha dikkatle (bazıları da öfkeyle) dinlemeye başladı.

Ben tasavvufi eserlerde en çok kullanılan bu tür rivâyetlerle ilgili Prof. Dr. Muhittin Uysal ve Prof. Dr. Ahmet Yıldırım gibi hâlen hayatta olan iki hadis hocasının “emek mahsulü çalışmalarının” olduğunu, bunlardan birinin Yediveren yayınlarından Konya’da, diğerinin ise TDV yayınlarından Ankara’da çıktığını, bu kitapların hâlen piyasada bulunduğunu ve herkesin rahatlıkla bunları satın alıp okuyabileceğini/istifade edebileceğini söyledim. Asırlardır hadis âlimlerinin ekserisinin bu rivâyetler hakkında uydurma hükmünü verdiğini, dolayısıyla sahanın uzmanlarının bu rivâyetlerle ilgili çalışmalarına güvenilmesi gerektiğini, halkımızı da bu konuda doğru bilgilendirmenin uygun olacağını, Hz. Peygamber’in otoritesini istismar edenlerin eline fırsat verilmemesi gerektiğini ifade ettim.

Tabi ki hem tasavvufçu hocalarımız hem de aşağıda oturumu takip eden seyircilerin kahir ekseriyeti söz konusu rivâyetlerin mevzû olduğunu duymaktan pek hoşnut olmadılar. Zira hepsi bu rivâyetlerin tamamının sahih olduğuna bütün kalpleriyle inanmaktaydılar. Çünkü bu rivâyetler her ne kadar zayıf veya uydurma olsalar da asırlardır........

© Akademik Akıl