Suyun İçine Batarken
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
İnstada önüme düşen bir fotoğraf. Suyun içinde bir insan. Başı suyun altında, sadece kolu dışarıda; elini sallayarak yardım istiyor. Kıyıda ise birkaç kişi duruyor. Kimse suya girmiyor, kimse eğilip o ele “el” uzatmıyor. Yardım çığlıkları da yok. İzleyiciler ellerindeki telefonlarla resim çekme telaşesinde. Sahne donmuş gibi; yardım ihtiyacı çok açık, ama müdahale yok.
Bu görüntünün bende tetiklediği düşünceler…
Tabi mesleki deformasyon benimkisi….
Şikayet var, çözüm önerisi var. Çözümü uygulama kapasitesi var görünse de pratikte önerileri uygulama isteği/hareketi yok. Ama “şikayet” etmeye devam mı?
Klinikte sık duyduğumuz ifadeler aklıma doluşuyor:
Doktorlar da bir şey anlamadı…
Kimse bir şey bilmiyor…
Beni başlarından savıyorlar…
Sanki tek sorun ilaç yazmak:
Şekerim var, ilaç alıyorum ya işte.
Tansiyon ilacımı kullanıyorum zaten.
Ağrı kesiciler işe yaramıyor…
Özellikle alışkanlıklarını değiştiremeyeceğini ifade eden, değişime kapalı veya değişmek istemeyen kişilerde, bu tablo çok tipik. Kişi çoğunlukla ne yaptığının farkında değil; gün içinde nasıl beslendiği, ne zaman hareket ettiği, bedeninin neye ihtiyaç duyduğuna aldırmadan her zamanki gibi yaşıyor. Ancak bu tamamen “bilinçsiz” bir süreç de değil. Bir yanıyla, gidişatın iyi olmadığını seziyor. Yapması gerekeni hissediyor/biliyor, görmezden geliyor ya da öteliyor.
Burada dikkatimi çeken nokta şu: Aynı kişinin içinde farklı eğilimler bir arada bulunuyor. Bir eğilim mevcut alışkanlığı sürdürme yönünde; kolayı, kısa vadede rahatlatanı, tanıdık olanı, kendisini strese sokmayanı, o an için anksiyetesini artırmayanı seçiyor. Örneğin sabah kahvaltıyı atlamak, önüne konulan yiyecekleri düşünmeden “götürmek”, gece geç saatlerde “tatlı krizi” ile yemek, yapınca deli gibi egzersiz yapmak, hiç yerinden kalkmadan saatlerini geçirmek gibi davranışlar, geçici rahatlama sağlıyor ve otomatikleşmiş alışkanlık döngüsüne dönüşüyor. Diğer eğilim ise değişime işaret ediyor; daha düzenli bir beslenme, hareket veya uyku ihtiyacını fark ediyor. Ancak değişimi işaret eden taraf çoğu zaman daha zayıf kalıyor. Çünkü davranış değişikliği yalnızca bilgiyle değil, alışkanlık döngüleri, otomatikleşmiş davranışlar, ödül mekanizmaları ve duygusal kaçınma süreçleriyle şekilleniyor.
Kaçınma davranışı, yüzeyde isteksizlik gibi görünse de aslında bir tür içsel korunma stratejisidir. Kişi, değişimin gerektireceği yüzleşmeden kaçınır, rahatsız edici duyguları geçici olarak bastırmak için eski alışkanlıklarını sürdürür. Bu nedenle doğruyu bilmek veya öneriyi duymak tek başına yeterli değildir; öz-yeterlilik ve öz-denetim, küçük adımlarla deneyimlenerek gelişir.
Bu durum, dışarıdan destek olmaya çalışan kişiler için de ayrı bir zorluk oluşturuyor. Yakınımızda olan birinin zarar gördüğünü fark ettiğimizde, doğal olarak müdahale etmek, hatırlatmak ya da yönlendirmek istiyoruz. Ancak çoğu zaman bu girişimler dirençle karşılaşıyor. Bu direnç, yalnızca “umarsızlık” değil; değişimi başlatacak iç hazırlığın henüz oluşmamış olmasından kaynaklanıyor. Yakın çevre, destek olma niyetinde olsa da çoğu zaman davranış değişikliği, kişinin kendi iç hazırlığı olmadan sürdürülemiyor.
Sürdürülebilir değişim, yalnızca karar verme ile başlamıyor; mevcut alışkanlık döngülerini fark etmek, başlangıçta küçük adımlarla ilerlemek ve öz-yeterlilik algısını deneyimlemek gerekiyor. Bu nedenle kişi, doğruyu bilmesine rağmen farklı şekilde davranmaya devam edebiliyor. Özellikle yeme, egzersiz ve uyku gibi rutinler, otomatikleşmiş alışkanlıklar tarafından güçlü biçimde yönlendiriliyor.
Öte yandan, gerçekten çabalayıp hâlâ istediği sonuçları alamayan kişiler de var. Burada mesele çoğu zaman “daha fazlasını yapmak” değil. Uyku düzeni, stres yükü, beslenmeye verilen bireysel yanıtlar ve bedendeki diğer denge süreçleri, ne yapılırsa yapılsın ilerlemenin zor olmasına neden olabilir. Bu durum, kişide zamanla bir yorgunluk ve bezginlik oluşturur. Daha önce denemiş olmanın getirdiği hayal kırıklığı, yeni bir adım atmayı zorlaştırabilir. Büyük hedefler koyarak bu hedefe çok hızlı ulaşma çabası da bu bezginliklerin arka planında yer........
