menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aynı Hikâye, Farklı Bir Bakış Açısı

16 0
27.04.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Aynı Hikâye, Farklı Bir Bakış Açısı

Çoğu zaman bize şu öğretilir:“Yeterince çabalarsak her problemin üstesinden gelebiliriz.”

Bu tamamen yanlış değil. Düşünmek, çözüm aramak ve çabalamak gerçekten birçok durumda işe yarar.Ama özellikle kurtulmak, bastırmak ya da değiştirmek istediğimiz duygular söz konusu olduğunda, fazla çabalamak bazen bizi çözüme değil, daha büyük bir sıkışmışlığa götürebilir.

Geçtiğimiz günlerde Zümra Atalay’ın mindfulness üzerine yazdığı bir kitapta karşılaştığım bir bölüm bunu yeniden düşünmeme neden oldu.

Kaymak kovasına düşen iki fare hikâyesini çoğumuz biliriz.Hikâyenin bilinen versiyonunda, farelerden biri pes eder ve batar. Diğeri ise çırpınmaya devam eder; o kadar çok hareket eder ki kaymak zamanla tereyağına dönüşür ve bu sayede kurtulur.

Buradan genellikle şu sonucu çıkarırız:“Azmedersen kurtulursun.”

Zümra Atalay bu hikâyeyi farklı bir açıdan ele almayı öneriyor.

Bu bakış açısına göre farelerden biri kovaya düştüğü anda panikler.“Buradan hemen çıkmalıyım” düşüncesiyle sürekli çırpınmaya başlar.Kurtulamadıkça daha çok gerilir, daha çok yorulur ve sonunda gücü tükenir.

Diğer fare ise durumun iyi olmadığını fark eder ama paniklemez.Sürekli çırpınmak yerine yüzeyde kalabileceğini bilir.Enerjisini tüketmeden, bulunduğu durumu fark ederek ve onunla savaşmadan bir süre yüzeyde kalır.Sonrasında da yavaş yavaş çıkış yolunu bulur.

Burada mesele çabalamak değil, nasıl çabaladığımız.

Panikle, korkuyla, “hemen kurtulmalıyım” düşüncesiyle verilen çaba insanı tüketebilir.Ama fark ederek, durumu okuyarak ve acele etmeden verilen çaba daha dengeli olabilir.

Bu bakış açısı özellikle ağrı, kaygı ve korku gibi durumlarda daha da anlamlı hale geliyor.Çünkü bu deneyimlerde bizi yoran şey çoğu zaman yalnızca yaşadığımız durum değil;o durumdan kurtulmaya çalışırken içine girdiğimiz zihinsel mücadele.

Bel ve boyun ağrısı gibi durumlarda ilk tepkimiz genellikle şöyle oluyor:“Bu neden oldu?”“Nasıl geçer?”“Bir an önce kurtulmalıyım.”

Elbette ağrının nedenini anlamak ve gerekli değerlendirmeleri yapmak önemli.Ama ağrıyı tamamen reddetmek, sürekli onunla uğraşmak ve tüm dikkati ona kilitlemek süreci zorlaştırabiliyor.

Bazı kronik hastalıklarda insanlar zamanla hastalıkla birlikte yaşamayı öğrenebiliyor.Ağrıda ise bu kabul çoğu zaman daha zor. Çünkü ağrı dikkati sürekli kendine çeker, odaklanmayı zorlaştırır ve tehdit gibi algılanabilir.

Oysa bazı durumlarda iyileşmenin başlangıcı, ağrıyı yok saymak ya da onunla savaşmak değil;onu anlamak, gerekli önlemleri almak ve hayatla bağımızı tamamen koparmadan devam edebilmek olabilir.

Belki de mesele her zaman ne kadar çabaladığımız değil,yaşadığımız şeye nasıl yaklaştığımız.

Bazen daha fazla zorlamak........

© Akademik Akıl