menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Akademide Görünmez Cepheler ve Bitmeyen Misilleme Döngüsü

14 0
17.08.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Akademide Görünmez Cepheler ve Bitmeyen Misilleme Döngüsü

Genç bir akademisyen iken insanların (hele ki bilim insanlarının) birbirlerine bilerek kötülük yapmak isteyeceklerine bir türlü inanmazdım. “Bir insanın, kendisine hiçbir zararı dokunmamış birinin başarısızlığını istemesi…” bana anlaşılmaz gelirdi. Çevremde bu tür olaylardan söz edildiğinde genellikle daha iyi niyetli açıklamalar bulurdum: “Yanlış anlaşılmıştır, tesadüfen öyle olmuştur, kişinin amacı zarar vermek değildir…”

Yıllar geçtikçe bu açıklamalar yetersiz kalmaya başladı. Tekrar tekrar engellemelerle karşılaşan insanları gördükten sonra, süreçlerin içinde yıllar geçirdikten sonra aynı şeyi savunamıyorum maalesef.

Bir kurumda “etkili konumda” bulunan kişinin başka biri hakkındaki olumsuz kanaati, zamanla yalnızca kendisine ait bir kanaat olmuyor. Önce yakın çalışma çevresine, ardından yönetsel ve idari birimlere, son olarak da kurumun gündelik işleyişine yayılıyor. Hedefteki kişiyi hiç tanımayan çalışanlar bile onun taleplerine daha kuşkucu yaklaşmaya, işlerini ağırdan almaya veya mümkün olan en olumsuz yolu benimsemeye başlayabiliyor.

Buna örgütsel davranış literatüründe sosyal bilgi işleme denir.

Özgün karakter oluşturama zahmetine girmemiş kişiler, kurumda güçlü ve etkili yöneticilerin ön-yargılarını ve tutumlarını birer bilgi kaynağı olarak kabul eder. Bir şekilde gücü ele geçirmiş “model” birine mesafeli davranıyorsa, onu eleştiriyorsa veya onun hakkında imalı ifadeler kullanıyorsa, çevresindekiler ondan çok daha saldırgan bir tutum içine girebiliyor. Böylece gücü ele geçiren aynı zamanda kendisinin çok sayıda kötü kopyasını saçıyor etrafa. Bir süre sonra artık hedefteki kişi “sorunlu biri” olarak damgalanıp kurumsal algıya giriyor. Bu durumla ilgili olarak Salancik ve Pfeffer’in sosyal bilgi işleme yaklaşımı, çalışanların tutum ve değerlendirmelerinin sosyal çevredeki bilgi ve işaretlerden etkilendiğini göstermiştir [1]. Çünkü kurumlarda yöneticiler yalnızca karar vermez; neyin önemli, kimin güvenilir ve hangi davranışın kabul edilebilir olduğuna ilişkin işaretler de üretir.

Burada ikinci mekanizma devreye giriyor: statüye uyum.

Etraftakiler, yöneticinin değerlendirmesine gerçekten inandıkları için onunla aynı yönde davranmaz. Güçlü kişiyle ters düşmemek, kendi konumunu korumak veya grubun dışında kalmamak için uyum gösterir. Özellikle kararların şeffaf olmadığı, ölçütlerin kolaylıkla değiştirilebildiği ve kariyerin az sayıdaki etkili kişinin kanaatine bağlı olduğu kurumlarda bu uyum daha kuvvetlidir.

İşte bu nedenlerle bir kurumda görülen ortak olumsuz tutum, her zaman herkesin aynı düşünceye bağımsız biçimde ulaştığı anlamına gelmez. Görünürde bir görüş birliği vardır, gerçekte ise aynı güç merkezine yönelmiş bir uyum davranışı vardır.

Peki Akademi bu yavan mekanizmaya neden bu kadar elverişli?

Peki Akademi bu yavan mekanizmaya neden bu kadar elverişli?

Üniversiteler biçimsel olarak aklın, eleştirinin ve özgür düşüncenin kurumlarıdır. Fakat örgütsel yapıları bakımından oldukça yoğun güç ilişkileri barındırırlar. Akademik yaşamda atama, yükseltme, döner sermaye, jüri, proje, kadro, ders dağılımı, yönetsel görev, yayın değerlendirmesi ve ödüllendirme gibi pek çok süreç meslektaş kanaatine dayanır. Aynı kişiler farklı zamanlarda yönetici, jüri üyesi, hakem, kurul üyesi veya karar verici olarak karşımıza çıkabilir. Bu yapı, bilimsel niteliğin meslektaş değerlendirmesiyle korunmasını sağlar. Fakat denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik zayıfsa aynı yapı kişisel ilişkilerin kurumsal kararlara taşınmasına imkan verir.

Akademideki sorun yalnızca doğrudan saldırı değildir. Çoğu zaman çok daha örtük davranışlarla karşılaşılır. Bir başvurunun sürekli eksik bulunması, aynı ölçütün farklı kişilere farklı uygulanması, bilgiye zamanında erişimin engellenmesi, önerilerin gerekçesiz biçimde reddedilmesi, kişinin yaptığı işlerin görünmez kılınması veya hakkında sürekli kuşku üretilmesi… Bu davranışların her biri tek başına sıradan bir idari karar gibi gösterilebilir. Fakat aynı kişiye yönelmiş biçimde tekrarlandığında ortaya sistematik bir örüntü çıkar.

Bugünün Mağduru, Yarının Zorbası

Meselenin daha trajik kısmı bundan sonra başlıyor 🙂

Sürekli dışlanan, engellenen veya itibarı zedelenen kişi bir süre sonra yalnızca kendisini korumaya çalışmaz. Yaşadığı adaletsizliği telafi edebilmek için güç elde etmeyi ister. Şimdiye kadar hiç istemediği kadar hem de… Artık amaç yükselme, ilerleme veya terfinin ötesinde misilleme… Kendisine yapılanların karşılığını verebilecek bir konuma ulaşmak, akademik amaçlarının önüne geçer zamanla.

Başlangıçta “adalet........

© Akademik Akıl