menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Cinsiyet Bunalımı Öyküsü

10 0
17.09.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Bir Cinsiyet Bunalımı Öyküsü

AVDET-FD Modeli Bağlamında Bütünlüklü Bir Cinsiyet Karmaşası Ekosistemi Çözümlemesi

Giriş ve Yaşanmış Öykünün Özeti

İnsan, varlık sahnesine çıktığı andan itibaren sadece biyolojik bir organizma olarak kalmayan, aynı zamanda anlam arayan ve üreten, yaralanıp acılar çeken, içine doğarak bir parçası haline geldiği çeşitli ilişkiler ağları bağlamında kendi kişiliğini inşa edebileceği imkanlara sahip olan bir varlıktır. Ne var ki erken çocukluk döneminden itibaren karşı karşıya kaldığı ilgisizlik, sevgisizlik, aile içi şiddet ve sınır ihlalleriyle sarsılan varoluşsal zemini gelişme sürecindeki bireyi giderek kendi hayat hikâyesinin etkin öznesi olmaktan uzaklaştırarak, maruz bırakıldığı sarsıntıların edilgen bir kurbanına yahut “ilişkisel ve kurumsal bir nesne”ye dönüşmesine yol açabilmekte, bahane teşkil edebilmektedir. Diğer yandan böylesine derin varoluşsal yaraları modern tıp ve psikiyatri yaklaşımı (DSM/ICD) genellikle biyokimyasal bir patoloji, sosyal fobi, kronik anksiyete veya cinsel kimlik bozukluğu yahut tercihi gibi teşhislere indirgeyerek tıbbileştirmekte, ızdırabın gerisindeki varoluşsal / noetik ve ahlaki anlam-değer arayışını görünmez hale gelmektedir.

“Sessiz Çocuk, Yalnız Akademisyen” başlıklı altı kısımlık otobiyografik metin [https://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=2663.0], çocukluğu tır şoförlüğü yapan ilgisiz bir baba, dede şiddeti altında ezilen ve çocuğunu dert çöplüğüne döndüren kaygı küpü bir anne, hem dededen ve öğretmenden şiddet gören bir çocuk… 39-40 yaşlarına geldiğinde başarılı bir doçent olmasına karşın aşırı bir özgüvensizlik, kadınlarla iletişim ve ilişki kuramama, insanlardan saklanarak ve ayrışarak bir “teknolojik robota” dönüşme ve zihninde uyanan eşcinsel fantezilerle boğuşan bir akademisyenin şok edici itiraflarını içermektedir.

Tarafımızca geliştirilen İlişkisel Bütünlükçü Yaklaşımla Anlam ve Değer Temelli Felsefi Danışmanlık (AVDET-FD) Modelinin temelinde yatan, insanı tek bir boyuta irca etmeden Dört Boyutlu İnsan Tasavvuru çerçevesinde aklın anlam ve değeri nasıl ürettiği ortaya koyan İlişkisel Ağ ve Aksiyoloji doğrultusunda ve menfaat yahut korku dişlileri arasında şahsiyet bütünlüğünü korumayı temel alan 12 Basamaklı Eylem Mimarisi ve İnsan-olma / İnsal-Kalma Bilinci ve Çabası Olarak Ahlak Tasavvurunu birbirini bütünlüklü bir sacayağıdır.

Bu çözümlemenin amacı, işaret edilen kısa hayat öyküsünde dile getirilen travmatik yarılmaları üzerinden kurgulanan felsefi danışmanlık sağaltım akışını AVDET-FD modelimizin kuramsal (Ontoloji, Aksiyoloji, Etik) ve yöntemsel belirleme araçları üzerinden, Prof. Dr. Cemil Çelik’in birinci rektörlük döneminin incelendiği çözümlemede olduğu gibi objektif ve felsefi bir dille farklı boyutlarıyla masaya yatırmaktır. Kısa yaşam öyküsünün yazarı, geçmişte kalan determinist zincirleri parçalayarak adeta bunların “kurban”ı olma noetik yanılgısından kurtularak ve hayat gemisinin dümenine “Tek Bir Ahlak Öznesi” olarak geçmeyi başarabilmiş midir?

I. Onto-Antropolojik Boyut

AVDET-FD modelimizin birinci kuramsal dayanağı yahut boyutu, “İnsan Nedir?” sorusuna evrimci-biyoloji ve biyomedikal indirgemeciliklerin ötesinde yaklaşarak İhtiyaç, Duygu, Düşünce ve İmkân (İDDİA) boyutları arasındaki dinamik gerilim sürecinde cevap arayışını ifade eder. İnsan doğası / fıtratı yüksek ve mümtaz ontolojik ağırlığına / kıymetine rağmen çevresel etkilere ve sarsıntılara karşı son derece duyarlı, akışkan ve değişken yapısı dolayısıyla  Cıva Metaforu ile açıklanır. İnsan, tıpkı Cıva gibi, ya başıboş bırakıldığında ilkesiz bir savrulmaya (ifrat) sürüklenip çevreye dağılmaya veya türlü baskılar, korkular ve travmalar altında kaldığında ise adeta donarak kaskatı keslip bir duygusal felce, işlevsizliğe ve hissizleşmeye (tefrit / apatheia) mahkûm olacak. Yapıdadır. Onun Cıva misali doğasını dağıtmadan ve dondurmadan muhafaza ederek kıvama erdiren yegâne pusula ise hissin, niyetin, kararın, tavrın ve tutumun Yerinde, Zamanında ve Kıvamında (YZK) oluşudur.

1. Öykü Sahibinin Dört Boyutlu İnsan Doğası Açısından Anatomisi

Öyküdeki otobiyografik doneler, yazarın fıtri boyutları arasında oluşan / yaşanan derin yarılma ve kopuşu gözler önüne sermektedir:

İhtiyaç Boyutu (Ontolojik Kırılganlık ve Zemin): İnsanın en temel fıtri ihtiyacı durumundaki emniyette olma, şefkatli dokunulma, ebeveyn tarafından onaylanma / kabul görme / görülme açlığı giderilmek bir yana, evdeki acımasız dede dayağı, etkisiz ve ilgisiz baba ile öfkeli anne sarmalında tamamen yok sayılmış yahut derinleştirilmiştir. Öykü sahibi, sevgi deposu bütünüyle bomboş bir çocuk olarak büyümüştür.

Duygu Boyutu (Bedensel-Hissi Yankılanma): İşaret edilen şiddet, aşağılanma ve görülmeme karşısında çocuk ruhunda uyanan doğal korku, hüzün ve ahlaki tepki duyguları, güvenli bir sığınak bulamadığından, bedene hapsedilerek adeta dondurulmuştur. Bu durum ileriki yaşlarda aşırı bir çekingenlik ve ürkekliğin yanı sıra göz göze gelememe ve dokunulmaktan iğrenme gibi birtakım psikosomatik sıkıntılar biçiminde kendini göstermiştir (göğsün üzerine koca bir öküz oturması hissi).

Düşünce Boyutu (Kavramsal Netlik ve Makuliyet): Yaşanan doğal duygusal açlığı ve dışlanmayı rasyonel zeminde “anlamlandıramayan” zihin, çarpık kavramsal genellemeler üretme yoluna gitmiştir: “Beni açmadan soldurdular”, “Ben ailemin eseriyim”, “Kadınları asla tatmin edemem”, “Fıtratım bozuk, doğuştan böyleyim”. Düşünce boyutunda hakiki gerekçe üretilemeyince, bu önermeler öykü sahibini felç eden birer sinsi bahaneye dönüşmüştür.

İmkân Boyutu (Kaderiyet Sınırı ve Faillik Gücü): Öykü sahibi, içine doğduğu ve üyesi olduğu aile cehennemini (Kaderiyet / değiştirilemez makro-mezo sınır), yetişkin hayatındaki kendi iradi seçimleriyle (Faillik / dönüştürülebilir alan) karıştırmaktan kurtulamamıştır. 39-40 yaşında, yurt dışında yaşamış ve yabancı diller bilen bir doçent olan öykü sahibi, ne yazık ki çocukluktaki çaresizlik girdabından çıkamayarak kendi ahlaki failliğini / özneliğini felç etmiştir.

2. Doğal İhtiyacın Aksiyolojik (Anlam-Değer) Sapması yahut “Erotikleştirme Kapanı”

AVDET-FD modelimizin temel dayanağı olan insan tasavvurunun en önemli tespitlerinden biri şudur: “Bireyin hemcinsinde erotize ettiği şey, aslında ona yönelik hakiki bir cinsel yönelim değil; kendi nefsinde eksik bırakılmış, sahip olmak istediği fıtri kuvvetin, şefkatin ve eril vakarın zihinsel bir yanılsamayla cinsel arzuya tahvil edilmesidir”.

Öykü sahibinin anlatısında bu varoluşsal / noetik yanılsama net olarak görülmektedir: Çocukken futbol oynayan akranlarını pencereden seyreden, babasından maskülen bir onay ve sıcaklık bekleyen fakat göremeyen öykü sahibi, yetişkinlik döneminde güçlü erkeklere ve erkek öğrencilere karşı hayranlık duyarak çekim hissettiğini ve bunu da “doğasının bozukluğu” veya “doğal bir cinsel eğilim ve kader” zannettiğini dile getirmektedir. AVDET-FD modeli tam da bu noktada devreye girerek bu erotizasyon sapmasının perdesini yırtmaktadır: Öykü sahibinin hemcinslerine karşı duyduğu çekimin bir cinsel arzu olmayıp, görüp yaşayamadığı baba sevgisine, eksik kalan maskülen güce yönelik gıpta / öykünme ve örselenmiş / hırpalanmış erkeklik kimliğini bilinçsizce onarma çabası olduğunu belirler. Esasen doğal / fıtri olan sevgi açlığının aksiyolojik / anlam-değer mecrasından saparak “şehvet kılığına girmesi” bir erotikleştirme kapanıdır. Bu durum felsefi yoldaşlık akışında yapılan bir yüzleşmeyle boşa çıkarılmak suretiyle “erotize etmeden erkeklerle zaman geçirme” temrinleriyle YZK kıvamı inşa edilebilir.

3. Bir Savunma Zırhı Olarak “Bilimsel Robotlaşma” yahut Cıvanın Donması

Öykü sahibi, çocukken maruz bırakıldığı sarsıntı ve çatışmaların / travmaların yol açtığı acıyı taşımaktan aciz kaldığından ötürü cıva misali doğasını dondurarak kaskatı bir duygusal felç / hissizlik (Apatheia) zırhına bürünmüştür. Toplumsal hayattan, doğum günü vb. kutlamalarından, insanlarla yakın temas ve bağ kurmaktan kaçtığı gibi resmi ortamlardan da (dekan, rektör) uzak durarak adeta kendini bir “mağaraya” hapsetmekten çekinmemiştir.

Bu katılaşma hali, öykü sahibini meslek hayatında bir “akademik robota” dönüştürmüştür: Sürekli araştırma yapıp makale  ve kitap bölümü yazmak, projeler yapmak ve bu durumu bir bilgisayar oyununda “level atlamak”la eş değer görmek; gerçek bir bilim tutkusundan çok, derunundaki dayanılmaz yalnızlık ve kimsesizlik girdabından kurtulmak için kullanılan “noetik uyuşturucu”dur. Ne yazık ki gündüzleri elde edilen akademik kariyer ve üretilen yayınlar, akşam kendisiyle baş başa kaldığında göğsünü kaplayan varoluşsal boşluğu doldurmaya yetmemiştir.

II. Kuşaklararası İlişkisel Ağın Çökmesi yahut Basamak Değeri İflası

AVDET-FD modelimizin ikinci dayanağı ve kurucu katmanı olan Aksiyoloji /İlişkisel Bütünlükçü Anlam ve Değer Tasavvuru, “İnsan düşünme gücüyle anlam ve değeri NASIL imal eder?” sorusunu yanıtlar. Anlam ve değer; aklın üç kademeli ilişkisel ağ üzerinde (Öz-İlişki, Dış Temas, Sistemik Bilinç) işlemesiyle, Ayrılmazlık (Telâzüm) ve Bakışıklık (Tekâbül) yasaları dairesinde, Dört Kurucu Şartın eşzamanlı işletimiyle vücut bulur.

Anlam ve Değerin Doğuşu = İlişki Uygunluk (Tenasüp) Hiyerarşi / Sıradüzeni Yeni Bütünlük

Çözümleme konumuz olan öyküye bu çerçevede baktığımızda ortaya çıkan durum şudur:

1. Üç Boyutlu İlişkisel Ağ ve Kuşaklararası Soykütük Şebekesi

AVDET-FD’ı geleneksel terapilerden farklılaştığı yanlarından biri, bireyin yaşadığı bunalımları onun sadece iç dünyasına (dar / mikro alan) hapsetmeyip aynı zamanda ailevi (orta /mezo alan) ve toplumsal (geniş / makro alan ) çerçevesinde Sistemik Bilinç ve Olaylar-Arası Bağlar boyutunda da çözümleme yeteneğidir: “Soykütüğünde bir önceki kuşağın yaşadığı bunalım, travma, çatışma yahut sevgi yoksunluğu, sonraki nesilde şekil değiştirerek bir nevroz, histeri veya cinsiyet karmaşası bunalımına dönüşebilir. Bireyin yaşadığı bunalım, dededen şiddet........

© Akademik Akıl