Jeopolitik-Teopolitik Ekseninde Ucube Bir Anlaşma: İbrahim Anlaşması
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Jeopolitik-Teopolitik Ekseninde Ucube Bir Anlaşma: İbrahim Anlaşması
Jeopolitik Teo politik ekseninde ucube bir anlaşma İbrahim anlaşması. Ucube dememin sebebi aşağıda da arz edeceğim gibi esas, usul ve diplomasi yönünden kadim uygulamalara benzememesidir. ABD de başkanın damadının taraf olduğu bir üst akıl Ortadoğu’daki yıllardır devam eden sorulara anlaşmayla çözüm bulma çabasıdır.
İKÖ nun kurulma nedeni Mescidi Aksa’ya yapılan haksız saldırılardır. Yaklaşık 60 yıla yakın faaliyette olan bir kurum neden hala sessiz anlaşılamamaktadır. Fas ın anlaşmayı imzalamasının nedeni Batı Sahra bölgesinin bu ülkeye ait olduğunu ABD nin kabul etmesinden kaynaklanmaktadır. İKÖ, Fas Marakeş kuruldu, nereden nereye? 25 Eylül 1969 tarihindeFas’ın Marakeş kentinde toplanan 1. İslam Zirvesi sonucunda kurulmuştur. Örgüt, Mescid-i Aksa’ya yapılan kundaklama saldırısının ardından İslam dünyasının ortak hareket etme ihtiyacıyla doğmuştur. Fas yetkililerini böyle bir kuruluşun oluşmasına tarihi ev sahipliğini hatırlamasını beklerdim.
Sudan’ı bölenler anlaşmayı nasıl onaylayacak? Sudan’ı bölenler, bölünmesine aracı olanlar için o zamanlar yazılarımda burada iki devlet kurmanın ileride İsrail’in Afrika politikalarına destek sağlayacağını yazmıştım,16 yıl sonra tarihsel gerçekler beni haklı çıkardı.
Mısır- İsrail Camp David anlaşması 1978 de odu. Yaklaşık 60 yıl yarım yüzyıl dan fazla zaman geçti. Pratikte hangi olumlu sonucu doğurdu belli değil. Mısır’dan İbrahim anlaşmasını imzalanmasını beklemek siyasetin doğasına aykırı bir durumdur.
“ Bu üç ülkenin liderlerinin büyük cesareti sayesinde, her inançtan ve her kökenden insanın barış ve refah içinde birlikte yaşadığı bir geleceğe doğru büyük bir adım atıyoruz.”Donald J. Trump.Amerika Birleşik Devletleri Başkanı.
Ekonomik mi, siyasi mi, askeri mi, jeopolitik mi, kültürel mi ne odluğu belli olmayan gizemli bir anlaşma. Sadece imzaların gösterildiği anlaşma. Maddeleri, parlamento onayları usul ve esasa ilişkin yönlerinin belli olmadığı bir anlaşma. Bir fon oluşturtulmuş ülkelere buradan para verilecekmiş. Diplomaside ve siyasette örneği olmayan anlaşma. Onun için başlığa İmkânsız diye özellikle yazdım. ABD kendi imzalamıyor. Başka devletlerle imza için akıl veriyor. Bu imzalamasını istediği ülkeler İslam dünyasının ana ekseni ülkeler Türkiye, Mısır, Suud, Türkiye, İran, Pakistan gibi.
Haziran ayının konusu olan Türkiye “İbrahim Antlaşmaları” nı imzalamalı mı?” başlığı altında konuyla ilgili görüşlerimi değerli okurlarımla paylaşacağım. Daha anlaşmanın başında alliance kelimesiyle başlar. Alliance müttefik birlik anlamında gelir. Anlaşma ise egreement dir. Sanki siyasi bir blok oluşmuş gibi uluslararası anlaşmalarda kullanılan yöntemlerle diğer ulusları yükümlülükler altına alma anlaşmasıdır.
Alliance (ittifak/birlik), iki veya daha fazla tarafın ortak bir hedefe ulaşmak için güçlerini birleştirdiği ilişkinin veya stratejinin adıdır. Agreement (anlaşma/sözleşme) ise, bu ilişkiyi kuran, tarafların hak ve sorumluluklarını yasal olarak kayıt altına alan belgedir.
Aralarındaki temel farklar:
1. Kapsam: Alliance daha çok “ne yapmaya çalıştığınızı” (örneğin iki şirketin pazarı ele geçirmek için stratejik ittifak yapması) tanımlar. Agreement ise bu ittifakın kurallarıdır.
2.Bağlayıcılık: Alliance her zaman resmi bir kağıda dayanmak zorunda değildir (zihinsel veya siyasi bir birlik olabilir). Agreement ise bağlayıcı, yazılı hukuki bir metindir.
3. Hukuki Yapı: Agreement bir sözleşme türüdür. Alliance genellikle sıfırdan yeni bir tüzel kişilik oluşturmaz; mevcut şirketlerin birbirinden bağımsız kalarak birlikte çalışmasını sağlar.
Değerli okurlarım içeriğini bilmediğiniz ve yukarıdaki üç kriteri hangi devlet imzalar takdirlerinize sunarım. Uluslararası anlaşmalar, devletler ve diğer uluslararası hukuk özneleri arasında karşılıklı irade uyuşmasıyla kurulan, bağlayıcı hak ve borçlar yaratan temel uluslararası hukuk kaynaklarıdır. Uluslararası hukukun yanı sıra iç hukukta da kanun hükmünde kabul edilip normlar hiyerarşisinde özel bir konuma sahip olurlar.
Anlaşmaların hukuki niteliği, iç hukuk sistemine olan etkileri ve özellikleri şöyle özetlenebilir:
“1. Uluslararası Hukuk Açısından Niteliği Hukuki Bağlayıcılık (Ahde Vefa İlkesi): Uluslararası hukukun en temel kuralı olan “pacta sunt servanda” (ahde vefa) ilkesi gereği, usulüne uygun olarak yürürlüğe giren her anlaşma taraflar için bağlayıcıdır. Taraflar, iç hukuklarındaki zorlukları ileri sürerek anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirememezlik edemezler. “ Niteliği: Uluslararası anlaşmalar, Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde şekillenir ve yazılı uluslararası hukukun en temel kaynağını oluşturur. Objektif Yükümlülükler (Sui Generis): İnsan hakları gibi alanlardaki bazı anlaşmalar (örneğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi), karşılıklı menfaatten ziyade tüm bireyler için objektif yükümlülükler ve ortak kamu düzeni kuralları yaratır.” Yani imzalayan ülkelerin feshi zor olan anlaşma şeklidir.
“2. İç Hukuktaki Yeri ve Normlar Hiyerarşisi
Anlaşmaların iç hukuk sisteminde nereye oturduğu devletlerin benimsediği teorilere göre değişir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu sistemlerde durum şöyledir: Anayasa ile Eşitlik / Üstünlük: Anayasa’nın 90. maddesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir.
Temel Hak ve Özgürlükler İstisnası: Temel hak ve özgürlüklere ilişkin usulüne yürürlüğe konulmuş uluslararası anlaşmalar ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi çıkabilecek uyuşmazlıklarda, uluslararası anlaşma hükümleri esasalınır. Anayasa’ya Aykırılık İddiası: Usulüne uygun yürürlüğe giren anlaşmalar için Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Bu da onları iç hukuk normlarına karşı özel bir koruma zırhına kavuşturur. “Yani normlar hiyerarşisinde bu tür uluslararası anlaşmalar kanunlar üzerinde olduğu gibi, anayasa aykırılık iddiasıyla dava açamazsınız.
“3. Hukuki Kurucu Unsurları
İrade Beyanı: En az iki uluslararası hukuk öznesinin (genellikle devletler) ortak iradesini yansıtmalıdır. Hukuki Sonuç: Taraflar arasında uluslararası hukuka uygun olarak hak, borç, yetki ve statü doğurmalı, değiştirmeli veya sona erdirmelidir. (Kaynak: Türkiye Barolar Birliği Dergisi.)
1961 Anayasası’nın “Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma” başlıklı 65.maddesi şöyleydi:“Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kurullarla yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır .İktisadî, ticarî veya teknik münasebetleri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan antlaşmalar, Devlet maliyesi bakımından bir yüklenme gerektirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayınlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde, bu antlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bilgisine sunulur.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında 149. (iptal davası) ve 151. (itiraz yolu) maddeler gereğince Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz.”
İbrahim Anlaşmaları nın öyküsü:
a. “Abraham İttifakı” (genellikle Abraham Anlaşmaları veya Abraham Güvenlik İttifakı olarak anılır), bir dizi tarihi diplomatik normalleşme ve bölgesel güvenlik anlaşmasından oluşur. Ana Katılımcılar İlk imzacı ülkeler: İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas. Ek üye: Kazakistan anlaşmaya resmi olarak katıldı. Diğer ilgili ülkeler: Sudan ilk genel bildirgeyi imzaladı ve ittifakın diğer ılımlı Arap devletlerini de kapsayacak şekilde genişletilmesine yönelik planlar görüşüldü. İttifakın Hedefleri İttifak, Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenmektedir ve bölgesel güvenlik, terörle mücadele ve ekonomik entegrasyona odaklanmaktadır. Başlıca hedefleri şunlardır: Bölgesel Güvenlik: Aşırıcı grupların etkisine karşı koymak ve bölgesel tehditleri önlemek. Ekonomik Entegrasyon: Sınır ötesi altyapı, teknoloji ve ticaret projelerini teşvik etmek. Diplomatik İşbirliği: Üye devletler arasında bilimsel, çevresel ve kültürel alışverişi teşvik etmek” . Bu anlaşama önerisini ABD kendi imzalamadığı halde ülkeleri yönlendirmektedir. ABD, Kazakistan BAE, Bahreyn, Fas, Sudan coğrafyasının dünyada jeopolitik örneği yoktur. Anlaşma tanıtılırken semavi dinler arası diyalogdan bahsedilmektedir. Fas, Bahreyn, Sudan, BAE, Kazakistan dini aynıdır.
“ İbrahim Fonu, ABD Hükümeti tarafından bölgedeki ticareti ve tarımı artırmak, temiz suya ve uygun fiyatlı elektriğe erişimi kolaylaştırmak ve “stratejik altyapı projelerini mümkün kılmak” amacıyla 3 milyar dolar toplamak için kurulan bir programdı. Fon, yeni kurulan ABD Uluslararası Kalkınma Finans Kurumu’nun (DFC) bir kolu olarak........
