Yargıç Cübbesini Kim Giyecek: İnsan mı, Algoritma mı?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Yargıç Cübbesini Kim Giyecek: İnsan mı, Algoritma mı?
Birinci dijital devrim 1940’larda elektronik bilgisayarın icadıyla başladı. Onu, kişisel bilgisayar ve internetin yaygınlaştığı ikinci devrim, mobil cihazların ve sosyal medyanın hayata giriştiği üçüncü devrim izledi. Şimdi yapay zekânın öncülüğünde dördüncü dijital devrimin ortasındayız. Bu sefer değişen sadece teknolojik altyapı değil; toplumsal düzenin, ekonomik ilişkilerin, hukukun ve devletin işleyişinin bizzat kendisi. Bilgi artık üretilen, taşınan ve saklanan bir nesne olmaktan çıktı; algoritmik süreçlere dönüştü. Karar verici de çoğu zaman insan değil, makine.
Bu manzara hukuk için özel bir önem arz etmektedir. Çünkü hukuk, toplumla birlikte ortaya çıkan kadim bir olgudur; yapay zekâ ise insanlığın elindeki en yeni ve dönüştürücü teknolojidir. Bu iki olgunun buluşması sandığımızdan derin, iç içe geçen ve dinamik bir etkileşim üretmektedir. Hukuk uygulaması, özünde neden-sonuç ilişkisi içerisinde işleyen, belirli koşullar altında belirli sonuçları doğuran normatif bir sistemdir. Bu rasyonel ve kural temelli yapı, yapay zekânın algoritmik işleyişiyle şaşırtıcı bir doğal benzerlik taşımaktadır. Öte yandan hukuk, sürekli değişen, yenilenen ve uygulanan kuralların, kararların ve işlemlerin çoğaldığı dev bir veri evreni üretmekte, öyle ki insan zihninin tek başına kavraması giderek imkânsız hale gelmektedir. Sonuç olarak hukukun dijitalleşmesi ile yapay zekânın hukukileşmesi, aynı sürecin iki yüzü gibi birlikte ilerlemektedir.
Yapay zekânın hukuku zorladığı en görünür alanlardan biri sorumluluk hukukudur. Geleneksel sorumluluk hukuku, insan eylemlerinden doğan zararlar üzerine kuruludur. Peki ya otonom bir araç öngörülemeyen bir kazaya yol açarsa? Bir yapay zekâ teşhis sisteminin hatalı tıbbi tavsiyesinden zarar gören bir hasta kime başvuracak? Sorumlu, yazılımcı mı, veri sağlayıcı mı, üretici mi, yoksa son kullanıcı mı? Hatta özerk kararlar alabilen bu sistemler için bir “elektronik kişilik” tanımak gerekir mi? Bu sorular sadece teknik sınıflandırma meselesi değil; sorumluluk, ehliyet, irade ve kusur gibi klasik hukuk kavramlarının yeniden tanımlanmasını gerektiren köklü bir paradigma değişiminin işaretleridir. Aynı zorlama, sözleşmeler hukukunda, fikri mülkiyet alanında, veri korumasında ve algoritmik ayrımcılık meselesinde de kendini göstermektedir. ABD Telif Hakkı Ofisi’nin yapay zekânın insan müdahalesi olmadan ürettiği içerikler korumadan mahrum bırakıldığı Midjourney kararı bunun çarpıcı bir örneğini oluşturmaktadır.. İtalya’nın 2025 tarihli yapay zekâ kanunu da aynı çizgide; insan yaratıcı katkısı olan eserleri korurken, tamamen makinece üretilenler özel mevzuatın sınırlı korumasıyla yetinmek zorundadır.
Etkileşimin diğer yüzü, hukukun yapay zekâyı düzenlemesidir. Burada yasa koyucunun karşısına ince bir denge problemi çıkmakta: Aşırı katı düzenlemeler teknolojik gelişimi yavaşlatabilir; tamamen serbest bir yaklaşım ise öngörülemeyen zararlara ve hak ihlallerine yol açabilir. İnsan hakları hukukunun bazen algoritmaların kullanımının kısıtlanmasını gerektirmesini, “yenilik karşıtı” bir tutum olarak değil, algoritmaların topluma katkıda bulunurken risklere karşı korunmasını sağlayan denge ve denetim mekanizmaları olarak görmek gerekmektedir.
Bu denge arayışında dünya üç farklı yol izliyor. Avrupa, kapsamlı ve bağlayıcı bir çerçeve kurma yolunu seçti. 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren AB Yapay Zekâ Yasası, dünyada bu alandaki ilk kapsamlı hukuki düzenlemedir. Yasa, yapay zekâ sistemlerini yarattıkları riske göre dört kategoriye ayırmakta: Kabul edilemez risk (sosyal puanlama gibi), yüksek risk (yargı, işe alım, kritik altyapı), sınırlı risk (sohbet botları) ve minimal risk. 1 Kasım 2025’te yürürlüğe giren Avrupa Konseyi Yapay Zekâ Çerçeve Sözleşmesi ise 46 üyeli kuruluşun bu alandaki ilk bağlayıcı uluslararası belgesi olarak Avrupa hukukunun ikinci sütununu koluşturmaktadır. İtalya, AB Yasası’nı tamamlayan bir ulusal yasayı 2025 Eylülünde kabul ederek bu alanda harekete geçen ilk üye ülke oldu; yasa metninde yapay zekânın “insanın hizmetinde olması, insan onuruna ve özgürlüğe saygı göstermesi, insan yeteneklerini ikame etmek yerine geliştirmeyi amaçlaması” gerektiği açıkça öngörülmektedir. Güney Kore, 2024 sonunda Asya’nın ilk kapsamlı yapay zekâ yasasını çıkararak farklı bir yolu denedi. ABD ise federal düzeyde kapsamlı bir yasa çıkarmak yerine sektör bazlı düzenlemeleri ve eyalet uygulamalarını tercih etti; Çin ise teknolojiyi bir devlet stratejisi olarak gören merkezi bir yaklaşım benimsedi.
Bu manzaranın ortasında en hassas alan kuşkusuz yargıdır. Çünkü adalet, bir kara kutunun içinden........
