menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Emeksiz Düşlerin Optik Formu: Tıp Manifest Et; Çünkü İyi Bir Şey

11 0
04.07.2026

{vendor_count} satıcılarını yönetin

Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Emeksiz Düşlerin Optik Formu: Tıp Manifest Et; Çünkü İyi Bir Şey

“Kelimenin Hafiflediği Sınıf”

“Şehrin bir yerinde, adını bilsen de bilmesen de pek bir şey değişmeyecek bir lisede, kelimeler yeni bir meslek edinmişti: hafiflik.

Kelime dediğin eskiden ağırdı. ‘Çalışmak’ derdin, emek kokardı. ‘Başarmak’ derdin, uykusuzluk, sabır ve zaman çağrışırdı. Şimdi ise yeni bir moda vardı: manifest.

Ve bu yeni moda sadece düşünceyi değil, dili de etkisi altına almıştı. Türkçe cümleler giderek kırpılıyor, eksiliyor, İngilizce kırıntılarla yamalanıyordu. Dil sanki teneffüse çıkmış da geri dönmeyi unutmuştu.”

“Arda sabahları uyanır uyanmaz telefonuna bakardı. Telefon da ona bakardı. İkisi de birbirinden pek bir şey beklemezdi artık.

Gece geç saatlere doğru ekran ışığı biraz daha sertleşir, uyku biraz daha uzaklaşırdı. Doktorların ‘uyku düzeni bozulması’ dediği şey, burada artık normal sayılırdı.

Ekranda bir cümle belirirdi:

‘Başarıyı manifest ediyorum.’

Bu cümle Türkçeye benzerdi ama tam Türkçe değildi. Fiil yer değiştirmiş, anlam gevşemiş, cümle sanki yarı yolda başka bir dile transfer olmuştu. Dilin kendisi bile tembellik öğrenmiş gibiydi.”

“Ece ise daha ileri gitmişti:

‘İyi üniversiteyi manifest.’

Cümlenin içinde özne vardı ama yüklem bir türlü Türkçeye dönmek istemiyordu. Sanki dil, görevini bırakmış da influencer olmuştu.

Neyi iyi, hangi üniversite, neden üniversite… bunlar artık sorulmuyordu. Çünkü sorular da zamanla kısalmıştı. Cümleler gibi düşünceler de kısalıyordu.”

“Okulun beden eğitimi dersinde bir gariplik vardı.

Koşan yoktu. Zıplayan da yoktu.

Bir köşede oturan öğrenciler vardı. Derin nefes alıyorlardı. ‘Enerji yükseltme manifesti’ yapıyorlardı.

Ama bu bile Türkçenin sınırlarını zorluyordu. ‘Yükseltme’ vardı ama neyin yükseldiği belli değildi. Dil, anlam üretmek yerine slogan üretmeye başlamıştı.”

“Mahir Hoca, eski usul bir adamdı. Tebeşir tozunu hâlâ kutsal sayardı.

Bir gün tahtaya hiçbir şey yazmadı.

‘Siz ne istiyorsunuz?’ dedi.

Sınıf, bir anlığına Google arama çubuğu gibi dondu.

‘Başarıyı manifest ediyoruz hocam.’

Hoca derin bir nefes aldı. Bu sadece bir fikir değil, aynı zamanda dilin çözülüşüydü.

‘Güzel,’ dedi. ‘Peki Türkçeyi ne yaptınız?’

Sınıfta bir sessizlik oldu. Sessizlik bu kez anlamlıydı.”

“Bazı öğrenciler cümle kurarken fiili düşürüyordu. Bazıları Türkçeyi yarım İngilizce, yarım slogan bir şeye çevirmişti. ‘manifest ettim’, ‘goalim bu’, ‘tyt 100 net’ gibi cümleler okulun yeni lehçesi olmuştu.

Türkçe, sanki bir sınavdan çıkmış da yorulmuştu.”

başarı = iyi hissetmek

başarı = evrenin verme zorunluluğu

Bir üçüncüsü hiçbir şey yazmadı. Çünkü artık cümle kurmak bile emek istiyordu, emek ise bu yeni dilde pek tercih edilmiyordu.”

“Kantinde başka bir tür insan grubu vardı. Onlar daha karışıktı.

Defter açanlar vardı ama bazen defter açılıp içine bakılıp kapanıyordu. Çünkü içeride soru vardı. Soru bile Türkçeden uzaklaşmış gibiydi, sanki cümle değil emoji bekliyordu.

‘TYT 100 net manifest.’

Ama bu ifade Türkçeye tam ait değildi. Ne özne belliydi ne yüklem. Dil, anlam kurmak yerine hedef yazmaya başlamıştı.”

“Rehberlik odasında ise........

© Akademik Akıl