menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Hop, Burada Mobbing Var!” Diyenin Kalkanı

28 0
01.06.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

“Hop, Burada Mobbing Var!” Diyenin Kalkanı

Akademik dünyanın en büyük çelişkilerinden biri şu:Herkes gelişimden, kalite kültüründen ve kurumsallaşmadan söz ediyor, ancak iş hesap verebilirliğe geldiğinde ciddi bir direnç ortaya çıkıyor. Performans isteniyor ama performansın doğal sonucu olan denetim ve sorumluluk çoğu zaman rahatsızlık yaratıyor.

Son yıllarda ise bu direncin en güçlü sığınaklarından biri tek bir kavram oldu: mobbing.

Önce bir gerçeği net biçimde ortaya koymak gerekir.Mobbing gerçektir. Sistematik psikolojik baskı, yıldırma, dışlama ve itibarsızlaştırma bir insanın meslek hayatını ve psikolojisini ciddi biçimde tahrip edebilir. Üstelik akademik dünyanın mevcut hiyerarşik yapısı, rekabet ortamı ve sürekli değerlendirme baskısı nedeniyle mobbing açısından buna uygun ortam hazırlıyor.

Ancak bugün başka bir sorunla karşı karşıyayız:Kavramın giderek anlamını kaybetmesi.

Bir akademisyenden rapor isteniyor.Ders içeriklerinin program çıktılarına uygunluğu sorgulanıyor.Toplantıya katılım bekleniyor.Yayın performansı değerlendiriliyor.Yönetmelikte tanımlı görevlerin yerine getirilmesi talep ediliyor.

Ve bazen ilk tepki şu oluyor:

“Hop, burada mobbing var!”

Bu ifade artık o kadar sık kullanılmaya başladı ki, gerçek mobbing mağdurlarının sesi arada kayboluyor. Daha da önemlisi, kavram bazı durumlarda korunma mekanizması olmaktan çıkıp yönetsel süreçleri bloke eden bir araca dönüşebiliyor.

Çünkü bir yöneticiyi susturmanın en kolay yollarından biri, onu “psikolojik baskı uygulayan kişi” olarak etiketlemektir.

Sorunun temelinde ise akademik yapının kronik çelişkisi yatıyor..

2547 sayılı yasa bölüm başkanlarına ve akademik yöneticilere ciddi sorumluluklar yüklüyor, ancak aynı ölçüde uygulama yetkisi vermiyor. Sonuçta ortaya ilginç bir tablo çıkıyor:Sorumluluğu büyük ama yaptırım gücü sınırlı yöneticiler…

Yönetici iş üretilmesine dönük olarak çalışandan performans talep ettiğinde ya pasif dirençle karşılaşıyor ya da süreç kişiselleştirilerek “mobbing” tartışmasına dönüşüyor.

Öte yandan akademik performans sistemi de büyük ölçüde bireysel başarıya odaklı. Yayın, atıf, proje, indeks… Bunların hepsi önemli. Ancak kurumsal gelişime dönüşmeyen bireysel performans, üniversite kültürünü tek başına güçlendiremez..

Bu döngünün ortasında, son günlerin moda kelimesi olan akreditasyon meselesi devreye giriyor.

Bugün birçok kurumda akreditasyon, olması gerektiği gibi bir “kurumsal olgunluk sistemi” olarak değil, çoğu zaman belge merkezli bir süreç olarak yürütülüyor. Oysa gerçek kalite kültürü; çalışan, işleyen, ölçen, geliştiren ve hesap verebilen sistemlerle oluşur.

Süreç işlemiyorsa, görev tanımları net değilse, veri kültürü oluşmamışsa ve yönetsel mekanizmalar çalışmıyorsa, yalnızca dosya hazırlayarak kurumsal kalite inşa edilemez.

İşte bu ortamda “mobbing” kavramı bazen sistemsel sorunları görünmez hale getiren bir perdeye dönüşüyor.

Elbette her yönetici haklı değildir.Elbette yetki kötüye kullanılabilir.Elbette akademide gerçek mağduriyetler vardır.

Ancak her performans beklentisini, her geri bildirimi ve her yönetsel talebi “mobbing” olarak tanımlamak da başka bir sorunu büyütmektedir:yönetemeyen kurumlar.

Çünkü hiçbir yöneticinin iş yaptıramadığı bir yerde;

kurumsal hedefler geri planda........

© Akademik Akıl