Türkiye Enflasyonla Mücadelede Yeni Bir Yol Ayrımında
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Türkiye Enflasyonla Mücadelede Yeni Bir Yol Ayrımında
Türkiye, Covid-19 krizinin ardından ekonomik daralmayı sınırlamak ve yaklaşan 2023 seçimleri öncesinde büyüme ve istihdamı desteklemek amacıyla genişletici para ve maliye politikalarını sürdürdü. Bu süreçte düşük faiz politikası ve kur korumalı mevduat sistemi öne çıkarken, ücret artışları ile rezerv yönetimi de büyüme ve istihdamı destekleyen araçlar olarak kullanıldı. Fakat bu politikalar ve küresel gelişmeler neticesinde Türkiye’de enflasyon ’lere kadar ulaşarak OECD ülkeleri içerisinde zirveye ulaştı. Gıda, konut ve otomobil fiyatları başta olmak üzere ekonominin genelinde enflasyonist baskı arttı. 2023 Mayıs seçimlerinin ardından ise Türkiye’de ekonomi politikaları yön değiştirerek heterodoks politikalardan ortodoks politikalara geri dönüldü.
Türkiye’de enflasyonun benzer ülkelerle kıyaslandığında daha derinden yaşanmasının temel nedenlerinden biri uygulanan ekonomi politikalarının zamanlamasıdır. 2020 yılında dünyada yaşanan sağlık krizinin ilk aylarında işsizlik ve ekonomik daralma riskinin artması nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de enflasyon riskine rağmen genişletici parasal politikalara odaklanıldığı anlaşılmaktadır. Çünkü istihdamı, talebi ve ekonomik büyümeyi destekleyen Keynesyen politikalar, Covid-19’un ilk ekonomik etkilerini hafifletmek amacıyla birçok ülkede temel politika yaklaşımı olarak benimsendi. 2022 yılının başına gelindiğinde ise dünya genelinde beklenen yüksek enflasyon riski gerçekleşmeye başladı. Dünya Bankası ve uluslararası kuruluşların verilerine göre AB ve ABD’de enflasyon oranları 2022 yılında kriz öncesine kıyasla altı kattan fazla arttı. Böylece dünya yeni bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Ayrıca 2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı enerji krizinin tetiklediği enflasyon sorununu zirveye taşıdı. Tam da bu dönemden itibaren dünyanın önde gelen ekonomileri sıkılaştırıcı ekonomi politikalarına ağırlık vermeye başladılar. ABD, AB, İngiltere, Rusya, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan gibi G20 ülkeleri politika faizlerini artırdılar. Fakat Çin, Japonya ve Türkiye gibi ülkeler bu dönemlerde faizlerde artış yönünde önemli bir adım atmadılar. Özellikle Türkiye 2022’nin sonu itibariyle faiz oranlarını tekrar aşağı çekerek %8,5’e kadar indirmiştir. Bu uygulama Türkiye’de talep enflasyonunun yüksek kalmasına ve yeni kur şoklarının yaşanmasına yol açarak süre gelen enflasyon riskini tetiklemiştir. Dünyada daraltıcı politikaların uygulanmaya başlandığı tarihten itibaren Türkiye’nin bu dönemde küresel eğilimin tersine hareket etmesinde 2023 genel seçimleri önemli bir belirleyici olmuştur. Siyasi iktidarın bu kararıyla dezenflasyon hedefinden çok ekonomik büyüme, yüksek talep ve istihdam yaratan araçlara öncelik verildiği anlaşılmaktadır. Fakat bu politikaların Türkiye ekonomisine önemli bir maliyeti olmuştur. TCMB’nin fiyat istikrarı hedefi sekteye uğramış ve tüketici enflasyonu ’lere ulaşmış, ayrıca döviz kurları, ulusal rezervler, dış yatırımlar, bütçe dengesi ve yabancı sermaye gibi alanlarda kayda değer problemler yaşanmıştır.
28 Mayıs 2023 seçimlerinin tamamlanmasının hemen ardından para politikası kurulu ilk toplantıda faiz artışı yönünde karar alarak 9 ay içinde bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını %8’den P’ye kadar çıkardı. Bu yeni dönem dezenflasyon dönemi olarak adlandırıldı. Seçimden sonra tersi yönde ekonomi politikalarına ağırlık verilmesinin temel nedenleri arasında artan enflasyonun yol açtığı sosyal maliyetler, dış finansal kaynak ihtiyacının artması, doğrudan yabancı yatırımların azalması, kur şoklarının derinleşmesi, talep enflasyonunun şiddetlenmesi, dış yatırım risk puanlarının artması ve dış borç faiz oranlarının artması gibi sorunlar oldukça önemlidir.
Dezenflasyon sürecinin başladığı 2023 Haziran ayının ardından tamı tamına 36 ay geride kaldı. Peki, üç yıllık süreç sonunda enflasyonla mücadelede kayda değer bir ilerleme sağlandı mı? Program hedeflerinden sapılmış olsa da bu soruya büyük ölçüde olumlu yanıt verilebilir. Örneğin TÜİK verilerine göre 2022 yılı Ekim ayında olan yıllık tüketici enflasyonu 2026 Haziran itibariyle 2’ye geriledi. Merkez Bankası’nın rezervleri 2023 seçimlerinden önce 90 milyar doların altında iken 2026 yılı şubat ayında başlayan İran-ABD/İsrail savaşından önce 210 milyar dolara ulaşmıştır. Savaşın yol açtığı riskler, enerji krizi ve kur baskısı nedeniyle 150 milyar dolara kadar gerilemiştir. Aynı dönemlerde toplam krediler seçim öncesi döneme göre kayda değer bir oranda yavaşlamış, kamu harcamaları ve bütçe açıkları 2023 Şubat depreminin yol açtığı maliyet alanları dışındaki alanlarda azalmıştır. Bankacılık sektöründe talebi yavaşlatan önlemler alınmış ve merkez bankası elindeki tüm araçlarla sürece müdahale etmiştir. Türkiye’nin risk primleri 2022 yılında ulaştığı 800’lük tarihi zirvesinin ardından düşerek 205’lere kadar gerilemiştir. Döviz kurları ise 2025 itibariyle daha dengeli bir şekilde artmaya devam etmiştir. Fakat bu gelişmelere rağmen özellikle enflasyonda OVP’de belirlenen hedeflere ulaşılamamıştır. Önümüzdeki dönemde artan küresel riskler ve yaklaşan genel seçimler nedeniyle bu hedeflere ulaşmak daha da zorlaşabilir.
Dezenflasyon süreci 3 yıldır devam ederken Türkiye ekonomisi bu programın hedefine ulaşmasına........
