menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmamların Teravih Namazı ile Sınavı: Hız ve Huşu Arasında Bir İbadetin Sosyolojisi

33 0
10.03.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

İmamların Teravih Namazı ile Sınavı: Hız ve Huşu Arasında Bir İbadetin Sosyolojisi

Ramazan, İslam geleneğinde yalnızca bir ibadet zamanı değil; ruhun disipline edildiği, insanın zaman algısını,   dünya ile bağını ve en önemlisi kendi nefsiyle hesaplaşmasını yeniden kurduğu derin bir manevi mekteptir. Oruç bedeni düzene sokarken ruhu özgürleştirir; insanı gündelik telaşın hengâmesinden alıp sonsuzluğun eşiğine taşır. Bu sürecin en coşkulu ve birleştirici ibadetlerinden biri de teravih namazıdır. Cemaatle kılınan bu Ramazan gecesi ibadeti, camileri adeta bir manevi şölene dönüştürür; birlikte secdeye varan kalabalıkların sessiz birlikteliği uyumlu dualarla kalpleri birbirine yaklaştırır.

Ramazan mektebinin en karakteristik derslerinden biri olan teravih, son yıllarda manevi bir arayıştan ziyade ilginç bir “hız sınavına” dönüşmüş görünmektedir. Teravih namazı için herhangi bir camiye girdiğinizde, imamın yatsı namazındaki vakur ve mutedil duruşunun teravihe başlar başlamaz tuhaf bir ivmeye evrildiğini fark edersiniz. Özellikle ilmî birikimi ve akademik kimliğiyle örnek olması beklenen imamların, yatsı namazının son selâmıyla birlikte adeta bir düğmeye basılmışçasına başlayan bu sürat yarışı, modern dindarlığın en ironik manzaralarından birini ortaya koymaktadır.

Ramazan gecelerinde yatsı namazından sonra yirmi ya da sekiz rekat olarak kılınan bu namaz, “dinlenmek, soluklanmak ve ferahlamak” anlamlarına gelen “tervîha” mastarının çoğulu olan “teravîh” kelimesiyle isimlendirilmiştir. İslam dünyasında Hz. Peygamberin sünneti olarak kabul gören ve hayat bulan teravih ibadeti, oruç tutan mümin için iftardan sonra ruhu dinlendiren, yorgunluğu gideren bir ferahlık anı olarak değerlendirilmiştir. Her rekâtta okunan uzun sureler, tefekkür için ayrılan o kısa fasılalar ve hep bir ağızdan getirilen salavatlar; teravih namazını, ruhu sükûnete erdiren  derin bir ibadete dönüştürür.

Hız Kültürü ve Modern Dindarlığın İronisi

Ne var ki son yıllarda teravih ibadeti, adının çağrıştırdığı anlamın tam tersine bir görünüm kazanmış; adeta nefes nefese koşulan bir yarışa dönüşmüştür. Rekor kırma telaşıyla kısaltılan kıraatler, aceleyle birleştirilen rekâtlar ve camilerden hızla dağılan cemaatler, teravihin özündeki o huzurlu soluklanma iklimini zedelemektedir.

Şüphesiz, bu dönüşümün arkasında modern hayatın temposu vardır. Yoğun iş temposu, trafik çilesi ve dijital dünyanın kesintisiz bombardımanı, bireyleri camiye “hızlıca uğrayıp çıkma” eğilimine sevk etmektedir. Sosyal medya hesaplarında “teravih rekoru” videoları paylaşılırken, ibadetin huşu ve derinlik boyutu giderek kaybolmaktadır. Manevi bir derinlik arayışı olan teravih, niceliğin niteliğe galip geldiği böyle bir zeminde anlamından ve bağlamından koparak geleneksel bir törene dönüşmektedir.

Toplumsal Beklenti ve “Hızlı İmam” Algısı

Teravih namazında rükû ve secdelerin anlamını yitirerek bir an önce bitirilmesi gereken mekanik hareketlere dönüşmesi, yalnızca imamların değil; “namaz çabuk bitsin” diyen toplumsal beklentinin de bir sonucudur. Ne yazık ki bugün din eğitimi kurumlarından cami avlularındaki sohbet meclislerine kadar uzanan yaygın anlayışta “iyi imam”, namazı en kısa sürede bitirip cemaati yormayan kişi olarak tanımlanmaktadır.

Halbuki, namazın ruhunu koruyan tadil-i erkân, yani her rüknün hakkıyla ve sükûnetle eda edilmesi, bu ibadetin özünü oluşturur. Ne var ki modern hayatın “zaman darlığı” bahanesiyle bu anlayış giderek göz ardı edilmektedir. “Cemaat yorulmasın, bıkmasın” kaygısıyla benimsenen hız, namazın özündeki huşuyu yok ettiği gibi, müminin Rabbi ile kurması gereken derin rabıtayı da imkânsız hale getirmektedir.

Yatsı namazında tadil-i erkâna riayet eden imamın vakur tavrının, teravihe başladığında aceleci bir yarışa dönüşmesi sadece bireysel bir tercih değildir. Din görevlisine, hafızlık yaptığı kurslarda ya da Arapça medrese eğitimi süreçlerinde, teravihin cemaati yormadan ve bıktırmadan kısa sürede tamamlanmasının bir ustalık göstergesi olduğu Ramazan ibadeti uygulamaları içinde öğretilmiştir.

Ayrıca imamın görevli olduğu camileri ziyarete gelen müftü ve vaizler, bu camilerde hızlıca kıldırdıkları örnek teravih namazlarıyla imamlara adeta “teravih böyle kıldırılır” mesajı vererek zımnî bir icazet ve meşruiyet alanı oluşturmaktadır. Böylece farkına varmadan hızın bir maharet ölçüsüne dönüşmesi, görevli imamda teravih kıldırmadaki maharetini hız üzerinden ispatlama refleksi oluşturmaktadır. Halbuki böylesi bir ustalık, ibadetin sıhhatinin şartı........

© Akademik Akıl