menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Üniversitenin Geleceği: İsimlerden Çok Usulün Meselesi

24 0
31.03.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Üniversitenin Geleceği: İsimlerden Çok Usulün Meselesi

Üniversitemizde rektör atama sürecinin sonuna yaklaşılırken, asıl mesele yalnızca kimin geleceği değildir. Daha önemli olan, üniversitenin hangi anlayışla, hangi usulle ve hangi kurumsal iklim içinde yönetileceğidir.

Yazılarımı takip eden dostlarımız hatırlayacaktır; Şubat ayının son günlerinde üniversitemizde rektörlük atama sürecine girildiğini ve bu sürecin kurumsal iklim üzerinde çeşitli etkiler doğuracağını dolaylı olarak ifade eden bir değerlendirme kaleme almıştım. Bugün gelinen noktada artık sürecin sonuna yaklaşıldığı, önümüzdeki bir iki hafta içinde rektör atamasının gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. Bu vesileyle atanacak rektör hocamıza şimdiden muvaffakiyet ve kolaylıklar dilerken, geride kalan yaklaşık bir aylık zaman diliminde ilimizde ve üniversite çevresinde gözlenen bazı tutumları da tarihe küçük bir not olarak bırakmak istiyorum.

Üniversitemizde bugün hissedilen hava, sıradan bir idari değişim beklentisinin ötesindedir. Mesele yalnızca bir görev değişikliği değildir; üniversitenin yarınlarının hangi anlayışla şekilleneceğine dair bir belirsizlik de bu sürece eşlik etmektedir. Bu nedenle kampüs içinde oluşan bekleyişi sadece heyecan ya da merakla açıklamak eksik kalır. Daha baskın olan duygu, kurumsal geleceğe ilişkin derinleşen bir sorgulamadır.

Buradaki temel çelişki dikkat çekicidir: Rektörlük seçimleri kaldırılmıştır; ancak buna rağmen fiilen seçim atmosferini andıran yoğun bir kulis trafiği yaşanmaktadır. Sanki resmî bir seçim yapılıyormuş gibi farklı çevrelerde aday isimleri dolaşmakta, çeşitli siyasal, ekonomik, sosyal ve grupsal temaslar üzerinden bir destek zemini kurulmaya çalışılmaktadır. Bu tablo, seçimin ortadan kalkmadığını, yalnızca biçim değiştirdiğini düşündürmektedir. Usul değişmiş görünmekte, fakat etki mücadelesi bütün ağırlığıyla sürmektedir.

Bu görünmez yarışın bir başka yüzü de medyada üretilen yapay rekabet iklimidir. Haftalar boyunca adayların yarıştırıldığı sözde anketlerin dolaşıma sokulduğu, bazı isimlerin önde görünmesi için farklı yollar arandığının konuşulduğu, kimi çevrelerin ise kendi adaylarını güçlü ve kaçınılmaz göstermek adına çeşitli araçlara başvurduğunun duyulduğu bir ortam oluşmuştur. Böyle dönemlerde medya da kimi zaman kamusal sorumluluğun serinkanlı çizgisinden uzaklaşabilmekte; gelişmeleri aktaran bir mecra olmaktan çıkıp süreci etkilemeye çalışan bir ara zemine dönüşebilmektedir. Haber, bilgi vermek için değil yön vermek için eğilip büküldüğünde, başlıklar hakikati açıklamak yerine algıyı biçimlendirmeye başladığında, üniversite gibi vakar ve denge isteyen bir kurumda izlenim gerçeğin önüne geçmektedir. Bu ise yalnızca etik bir zafiyet değil, kurumsal ciddiyeti aşındıran ciddi bir sapmadır.

Bunun yanında, rektör adayı olan kıymetli hocalarımız hakkında bazı çevrelerde kullanılan ifadelerin akademik haysiyetle bağdaşmadığı yönünde de güçlü bir rahatsızlık oluşmaktadır. Yıllarını ilme, talebe yetiştirmeye ve kurumsal emeğe vermiş akademisyenlerin gündelik güç dilinin nesnesi hâline getirilmesi, hafifletici veya indirgemeci sözlerle anılması, sadece şahısları inciten bir durum değildir. Bu, aynı zamanda akademinin ortak vakarını zedeleyen bir kırılmadır.

Ne var ki bu süreçte en az duyulan ses, üniversitenin asli unsurlarının sesidir. Akademisyenlerin ne düşündüğü, bilim insanlarının hangi ölçütleri esas aldığı, idari personelin nasıl bir yönetim anlayışı beklediği, öğrencilerin nasıl bir üniversite iklimine ihtiyaç duyduğu çoğu zaman geri planda kalmaktadır. Oysa üniversiteyi üniversite yapan şey bina, protokol ve törenler değildir; fikir, bilimsel üretim, kurumsal kültür ve birlikte çalışma ahlakıdır. Bu yüzden rektörlük makamı sıradan bir idari görev olarak görülemez. Rektör, yalnızca bir kurumu yöneten kişi değil; üniversitenin akademik yönünü, etik omurgasını, liyakat düzenini ve gelecek tasavvurunu etkileyen merkezî bir aktördür.

Tam da bu nedenle, rektörün nasıl belirlendiği meselesi, kimin belirlendiği kadar önemlidir. Çünkü yöntem, çoğu zaman sonucun ruhunu da belirler.........

© Akademik Akıl