Keşke Hrant Dink de bu günleri görebilseydi
Hrant Dink ismini birçok vesileyle sık sık hatırlıyoruz kuşkusuz, hatta hep aklımızın bir köşesinde desek yanlış olmaz. Fakat, ben onu bu sıralar daha sıkça hatırlar oldum. Bu hatırlamaların bağlamı da Ermenistan-Türkiye ilişkileri. İlgililerin bileceği üzere Hrant Dink’in fikirsel ve eylemsel önceliklerinden biri iki ülke arasındaki sınırın açılmasıydı. Bir kere diyalog ve insani ilişkiler başladıktan sonra, iki halktan “sıradan” insanlar birbirini tanıdıkça sorunların çözüleceği fikrindeydi. Örneğin, 15 Temmuz 2005 tarihli Agos’ta yayınlanan yazısında şöyle diyordu: “[Türkiye] Ermenistan’la ikili ilişkiler kurup, ortak çıkar alanları yarattığında, diğer tüm sorunların nasıl eriyip buharlaştığı kendiliğinden ortaya çıkacak.” “Eriyip buharlaşma” fazla iyimser veya tez canlı bir tabir olabilir ama son yıllardaki eğilimin Hrant Dink’in belirttiği yönde olduğunu gözlemliyoruz.
Daha sınır açılmadı -eli kulağında deniyor- ama iki ülke arasında ilişkiler yumuşadı, diyalog arttı. Havayolunun tekrar açılması ve buna THY’nin de eklenmesi sayesinde geliş-gidişler arttı. Bu geliş-gidişlerle birlikte her türlü insani ve kültürel ilişki de arttı. Çeşitli vesilelerle Ermenistan’a gidip, oradaki çeşitli faaliyetlere katılan Türkiyelilerin izlenimlerini paylaştıkları videolara, yazılara sosyal medyada sıkça rastlar olduk. (Nitekim, geçen hafta Özge Efe de Ermenistan gezisi izlenimlerini bir yazıyla Agos okurlarıyla paylaştı.) Kimisi otostopla Ermenistan’ı gezmiş, kimisi köylerine gitmiş, oraları anlatıyor; kimisi şarap tadım atölyesine........
