menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Panoptikon sonrası Sednaya'nın kırmızı duvarları: Hafıza mı, unutuş mu?

19 0
07.04.2026

Berlin'deki Sednaya sergisi, Esad rejiminin ölüm makinesini görünür kılarken, geçiş sürecindeki Suriye'ye zor bir soru yöneltmekte: Hafıza ve adalet olmadan gerçekten yeni bir başlangıç mümkün mü?

Prof. Dr. Ali Murat Yel/ Marmara Üniversitesi

Şam'ın kuzeyindeki çorak tepelerde yükselen Sednaya Askeri Cezaevi, Suriye'nin yakın tarihinde yalnızca bir hapishane değil, devlet şiddetinin kristalleştiği bir mekân olarak karşımıza çıkıyor. On yılı aşkın bir süre boyunca bu betonerme yapı, muhalifleri yutarak on binlerce insanı işkenceyle yok etmiş, Esad rejiminin terör mimarisini en çıplak haliyle görünür kılmıştı. Bugün, geçiş sürecindeki Suriye'de siyasi entegrasyon anlaşmaları, milislerin tasfiyesi ve BM denetimi tartışılırken, Sednaya'nın hayaletleri hâlâ bölgenin ve dünyanın vicdanını yoklamaya devam ediyor.

Mart 2026 itibarıyla "kurtuluş" anlatıları ile "hakikat ve adalet" arayışı arasındaki gerilim giderilebilmiş değil. Kızıl Bina'nın bodrumlarında yıllarca tutulmuş, bir kısmının akıbeti hâlâ belirsiz binlerce mahkûmun hikâyesi tamamlanmayı beklemekte; kimi dosyalar açıkça konuşulsa bile, bir o kadar dosya sessizce kapatılmaya çalışılıyor.

UMAM, Arşiv ve Hafızanın İnşası

Bu karanlık tablo içinde, Lübnan merkezli UMAM Arşiv ve Araştırma Merkezi'nin Berlin'de açtığı "Suriye'nin Baskı ve Ölüm Mimarisi: Sednaya" sergisi, yalnızca bir kültürel etkinlik değil, bir hafıza ve adalet müdahalesi olarak okunmalı. 2005'te Lokman Slim ve Monika Borgmanntarafından kurulan UMAM, Lübnan ve daha geniş Arap coğrafyasındaki şiddet, çatışma ve toplumsal hafıza deneyimlerini belgeleme, arşivleme ve araştırma faaliyetleriyle tanınıyor. Kurum, özellikle 1975–90 Lübnan iç savaşının yarattığı hafıza kaybı, inkâr ve cezasızlık kültürüne karşı bireysel tanıklıkların sözlü tarih yoluyla kayıt altına alınmasını, daha iyi bir gelecek için geçmişle yüzleşmenin ön koşulu olarak konumlandırmakta.

Arşivde, resmî belgelerin yanı sıra kişisel mektuplar, fotoğraflar, amatör video kayıtları, aile albümlerinden kopmuş tekil kareler, mahkûm yakınlarının el yazısıyla tuttuğu notlar ve kayıp listeleri yer alıyor. Bu malzemeler, "büyük tarih" anlatılarına sığmayan, çoğu zaman ismi dahi geçmeyen sıradan insanların kaydını tutuyor; savaşın ve tahakkümünistatistiklere indirgenmiş soğuk diline karşı, bölge halklarının on yıllardır yaşadığı trajediye yüz ve hikâye kazandırıyor.

https://www.icij.org/investigations/damascus-dossier/syria-assad-regime-detained-dead-search-families/

Berlin-Hohenschönhausen Anıtı'nda 26 Mart–27 Eylül tarihleri arasında düzenlenen Sednaya sergisi, bu yaklaşımın Suriye bağlamındaki en çarpıcı sonucu. 1987'de inşa edilen ve Hafız Esad ile Beşar Esad dönemlerinde sistematik baskı aygıtının merkezlerinden biri haline gelen Sednaya'nın mimari kurgusu, hayatta kalanların tanıklıkları ve binlerce belgenin analiziyle adeta yeniden inşa edilmiş durumda. Sergide, hapishanenin yerleşim planı, grup hücreleri, iç bölmeleri, infaz alanları ve kontrol mekanizmaları, sanal canlandırmalar ve mekânsal analizler eşliğinde bir "suç mahalli" olarak ele alınıyor.

Berlin'den Sednaya'ya uzanan hat

Serginin mekân seçimi, anlatının kendisi kadar önemli. Berlin-Hohenschönhausen Anıtı, yani eski Doğu Almanya'nın Stasi hapishanesi; dış dünyadan mutlak tecritin, psikolojik işkencenin ve sistematik sorgu tekniklerinin........

© Açık Görüş