menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye'den İsrail'e yeni angajman: Diplomasiden caydırıcılığa

19 0
25.08.2026

Türkiye, bugüne kadar attığı adımlarda dengeli ve kararlı bir çizgi izledi. Diplomasi elbette kullanılmalıdır. Uluslararası hukuk mekanizmaları zorlanmalıdır. Suriye'nin egemenliğinin korunması için uluslararası destek aranmalıdır. Ancak tüm bunlara ilave olarak Türkiye, kendi caydırıcılığını, bölgesel ittifaklarını ve savunma kapasitesini de devreye almaya başlamıştır.

Mehmet Hasip Yokuş/ Sosyolog

İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırıları Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir aşamaya geldi. 18 Ağustos'ta İsrail savaş uçaklarının Türkiye sınırına yakın Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nü vurması, sıradan bir İsrail-Suriye gerilimi olarak geçiştirilemeyecek kadar önemli bir gelişme. Üstelik İsrail yönetiminin saldırıyı Türkiye'nin Suriye'deki muhtemel askeri varlığıyla ilişkilendirmesi, meseleyi artık Ankara açısından da görmezden gelinemeyecek bir noktaya getirdi.

İsrail saldırı sonrasında yaptığı açıklamalarda Suriye'nin Türkiye'ye Halep yakınlarında bir hava üssünde konuşlanma imkânı vermesinin daha önce üzerinde mutabık kalınan 'güvenlik statükosunu' ihlal niteliği taşıdığını savundu.

İsrail'in Suriye'ye yönelik hava saldırılarında bir müddettir sessizlik yaşanıyordu. Suriye topraklarına yönelik kara saldırıları ise ara ara devam ediyordu. Son saldırı, İsrail'in bölgeye yönelik yıkıcı planlarından vazgeçmediğini göstermektedir.

Bu açıdan saldırı, bir hava üssündeki pistin veya hangarların vurulmasından daha öte mesajlar taşımaktadır. İsrail, Suriye'ye ve dolayısıyla Türkiye'ye operasyon çekerek aynı zamanda kendi güvenlik anlayışının sınırlarını dayatmaktadır.

Bu son saldırıların Suriye ile İsrail arasındaki bir gerilim olarak okunması, yaşanan sürecin stratejik boyutunu kavramak açısından yeterli değildir.

İsrail'in Suriye'ye yönelik operasyonları, Gazze'deki katliamları, İran ve Lübnan'a yönelik saldırıları ve bölgedeki diğer müdahaleleri birlikte değerlendirildiğinde, karşımıza daha kapsamlı bir stratejik yaklaşım çıkmaktadır: İsrail, bölgesel güç dengelerini kendi lehine yeniden şekillendirmeyi amaçlayan bir strateji izlemektedir.

Dolayısıyla bu saldırının Türkiye'ye bakan yüzü şudur: İsrail,Türkiye'nin Suriye üzerinden gönül coğrafyasıyla kurduğu ilişkinin önüne duvar örmek istemektedir.

Türkiye bunu gördü ve hesabını buna göre yapmaya başladı.

Angajmanın bölgesel ve küresel hegemonya boyutu

İsrail'in gerçekleştirdiği bu saldırıların özellikle Suriye devriminden sonra yeniden şekillenmeye başlayan bölgenin siyasi mimarisini rayından çıkarmayı hedeflediğine şüphe yoktur.

Yüzyılı aşkın bir süredir dış müdahalelerle şekillenen bu coğrafyada hemen her kriz, küresel güçlerin stratejik hesaplarıyla ilişkilidir. Hâlihazırda İsrail'in kendi kapasitesinin üstünde birçok cephede yürüttüğü savaş da esasen küresel güçlerin Ortadoğu'yu kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirme niyetinden bağımsız değildir.

Bugün İsrail'i anlamaya çalışan herkesin yüzleşmesi gereken temel gerçek şudur: İsrail'in........

© Açık Görüş