Küba: Devrim, reform ve dönüşüm
MEHMET TAŞ / LONDRA – KÜBA: DEVRİM, REFORM VE DÖNÜŞÜM
Geçiş Sürecinin Yapısal Sorunları
Merkezi Modelin Oluşumu ve Düzeltme Girişimleri
Zorunlu ve Meşru Bir Tartışma
Krize Yönelik Rasyonel Çözüm Arayışları
Dönüşüm Programının Kapsamı
Programın Genel Değerlendirmesi
Kayıp Halka: Katılımcı Demokrasi
Marksist Düşünce Çevrelerinin Programa Yaklaşımı
Küba’ya Özgü Bir Piyasa Sosyalizmi mi, Kapitalist Restorasyon mu?
KÜBA: DEVRİM, REFORM VE DÖNÜŞÜM
Küba’nın içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal kriz, yalnızca yanlış ekonomik kararların veya dönemsel yönetim sorunlarının sonucu değildir. Kriz, kapitalizmden sosyalizme geçiş sürecinin son derece karmaşık ve çelişkili yapısıyla; ülkenin tarihsel, ekonomik ve jeopolitik koşullarının kesişmesinden doğan yapısal bir nitelik taşımaktadır.
Kapitalist düzeni aşmayı hedefleyen bir geçiş süreci, kapitalizmin bütün ekonomik mekanizmalarını bir anda ortadan kaldıramayacağı gibi, sosyalist üretim ve bölüşüm ilişkilerini de yalnızca devletleştirme kararlarıyla kuramaz. Böyle bir dönüşüm; üretici güçlerin geliştirilmesini, toplumsal mülkiyetin gerçek anlamda toplumsallaştırılmasını, ekonomik karar süreçlerinin demokratikleştirilmesini ve halkın yönetime etkin biçimde katılmasını gerektirir.
Bu süreçte yapılan hatalar iki farklı tehlikeye yol açabilir. Bir tarafta piyasa reformlarının denetimsiz biçimde ilerlemesi, kapitalist restorasyonun toplumsal ve ekonomik zeminini güçlendirebilir. Diğer tarafta ise merkeziyetçi ve bürokratik yapının korunması, üretici güçlerin gelişmesini engelleyerek sosyalizmi eşitlikçi fakat üretken olmayan, katılımcılıktan uzak bir devlet düzenine dönüştürebilir.
Bu nedenle Küba’nın krizden çıkmak amacıyla hazırladığı reform programı, yalnızca teknik bir ekonomi paketi olarak değerlendirilemez. Program; mülkiyet ilişkilerinden devlet işletmelerine, bankacılıktan tarıma, sübvansiyonlardan yerel yönetimlere kadar uzanan çok boyutlu bir dönüşüm önerisidir. Aynı zamanda sosyalizmin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin teorik ve siyasal bir tartışmayı da gündeme getirmektedir.
Haziran 2026’da açıklanan ve 23 tematik eksende 176 dönüşüm önerisini kapsayan program; özel bankacılığın önünün açılması, küçük ve orta büyüklükteki işletmelere ilişkin çalışan sınırlarının değiştirilmesi, devlet işletmelerinin ticari şirketlere dönüştürülmesi ve genel sübvansiyonlardan hedefli sosyal yardımlara geçilmesi gibi önemli düzenlemeler içermektedir. Bu önlemler, 1959 Devrimi’nden sonra oluşturulan ekonomik modelde basit bir düzeltmenin ötesine geçen, niteliksel bir yön değişikliğine işaret etmektedir.
Programı yalnızca Marx ve Lenin’in metinlerinden hareketle değerlendirmek yeterli değildir. Sosyalist ve komünist hareketin yaklaşık yüz elli yıllık deneyiminin sonuçlarını da hesaba katmak gerekir. Sovyetler Birliği’nin ve Yugoslavya’nın çözülüşünden, Çin ve Vietnam’ın piyasa mekanizmalarını kullanarak gerçekleştirdiği dönüşümlerden ve Latin Amerika’daki sosyalist deneyimlerden ders çıkarılmalıdır.
Bunun yanında sosyalist hareket içinde tarih boyunca tartışılan devrim ile reform, demokrasi ile diktatörlük, planlama ile piyasa, devlet mülkiyeti ile toplumsal mülkiyet, sınıf mücadeleleri ile yeni toplumsal hareketler arasındaki ilişkiler yeniden düşünülmelidir. Küba’nın reform programının imkânları ve tehlikeleri ancak bu tarihsel ve teorik birikimden yararlanılarak anlaşılabilir.
Bu metodolojik çerçeve, Küba’nın altmış yılı aşan sosyalizme geçiş deneyiminde başarılanlarla başarılamayanların birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Böyle bir değerlendirme, henüz uygulamanın başlangıç aşamasında bulunan reformların hangi sorunları çözmeyi hedeflediğini ve hangi yeni çelişkileri ortaya çıkarabileceğini görmemizi kolaylaştıracaktır.
Küba Devrimi, gerçekleştiği ilk günden itibaren iki kutuplu dünya düzeninin en sert çatışma alanlarından birine dönüştü. Batista diktatörlüğüne karşı yürütülen mücadele, başlangıçta demokratik, ulusal ve halkçı bir devrim niteliği taşıyor; 1940 Anayasası’nda yer alan fakat uygulanmayan sosyal ve demokratik hakların hayata geçirilmesini hedefliyordu. Ancak ABD’nin devrime karşı tutumu, ekonomik egemenlik sorunu ve ülke içindeki sınıfsal çatışmalar, devrimi kısa sürede daha radikal bir doğrultuya yöneltti.
1960’lı yıllarda geniş çaplı devletleştirmeler gerçekleştirildi. Bu dönüşümler, ulusal egemenliğin korunması ve yabancı sermayenin hâkimiyetinin kırılması bakımından tarihsel bir zorunluluktu. Bununla birlikte devlet mülkiyeti, her zaman toplumsal mülkiyetle aynı anlama gelmiyordu. Üretim birimlerinin yönetimine işçilerin ve toplumun etkin biçimde katılmasını sağlayacak mekanizmalar yeterince oluşturulmadan, Sovyet tipi bürokratik merkezi planlama modeli giderek hâkim hâle geldi.
Küba’nın ekonomik sorunlarına, özellikle 1972’de Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi’ne (COMECON) katılmasının ardından, büyük ölçüde sosyalist blokla kurulan ticari ve mali ilişkiler üzerinden çözüm arandı. Bu ilişkiler Küba’ya önemli sosyal kazanımlarını geliştirme imkânı verdi. Ancak aynı zamanda ekonominin dış desteğe, ithalata ve birkaç temel ihraç ürününe bağımlılığını da derinleştirdi.
Sovyetler Birliği’nin ve Doğu Avrupa’daki sosyalist yönetimlerin çözülmesiyle Küba’nın dış ticaret ilişkilerinin büyük bölümü kısa sürede ortadan kalktı. 1990’lı yıllarda başlayan “Özel Dönem”, ülkenin yakın tarihinde karşılaştığı en ağır ekonomik darbelerden biri........
