menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sol, mülkiyet ve paylaşım meselesi

14 0
10.02.2026

Tüm dostların bildiği gibi, “sol” tarihinin önemli bir hikâyesi hırsızlık konusunda Joseph Proudhon ile Karl Marx arasında geçer. Proudhon’un zenginliği hırsızlık olarak nitelemesi üzerine Marx’ın yanıtı ilginç olur. Proudhon’un tanımlamasına karşı Marx’ın ilginç örneği şudur, bir zenginin evine bir hırsız girip değerli bir eşyasını çalsa, bu durumu bir hırsızın evine başka bir hırsızın girmiş olması şeklinde mi değerlendirmek gerektir? Ütopik sol ile bilimsel sol arasındaki temel farkı ortaya koyan bu hikâye, alt katman derinliklerinde sol ve mülkiyet ilişkisinin yansımasıdır. Bilindiği üzere, Marxist teoride hırsızlık, ana üretici olan emeğin hakkını vermeyip, sol literatürün “sömürü”, ana-akım ekonominin ise “kâr” olarak nitelediği emek üretiminin çalınan kısmını ifade eder.

Emekli dostlarımız gerçekten çok perişan durumdalar. İlgisiz olduğu kadar saygısız ifadelerle de ilgili bakan sorunu def etmeye çalışıyor olsa da, emeklilerin önlenemeyen hayat pahalılığı ve buna bağlı olarak eriyen maaşları karşısında öfkeleri siyasete yansır mı, bilemiyorum ama bir türlü dinmiyor. Emekli dostlarımızın bugünkü öfkeleri acaba yaşadıkları günlük ekonomik sıkıntılarından mı, yoksa adeta bugünü kendi oyları ile hazırlamış olarak, atını alıp Üsküdar’a geçmeyi bir şekilde aklına koymuş olan siyasiye onay verme kararının hesabını bir türlü sorma cesaretini kendinde göremiyor olmasından mı, bilemiyorum! Siyaset seçmen ile seçilmiş arasındaki ilişki eşitler arasındaki bir alış-veriş değildir; hele de Türkiye gibi belirli sosyal davranış bağnazlıklarından sıyrılamamış olan toplum yapılarında görülen davranış kodlarının henüz tam olarak silinmemiş olma durumlarında böylesi eşitsiz ilişki başattır. Seçilmişlere “kamu hizmetkarı” yerine “devlet büyükleri” ifadesinin kullanılması eşitsiz yapılanmanın en belirgin göstergesidir. Seçimlerde adaylıktan başlayıp, hele de seçildikten sonra hakimiyeti ele geçiren seçilmişin seçmen tabanına yönelik yapamayacağı numara yoktur. Seçilene kadar halk hizmetkarı pozisyonundaki adayın, seçilip devlet büyüğü olduktan sonra maaş ve çeşitli yan ödemelere rağmen geçinmenin güç olduğunu saygısızca dillendirmek de dahil üst-perdeden takınamayacağı tavır yoktur. Burada seçmenleri de seçilmişleri suçlama gibi bir amacım yoktur, fakat söylemek istediğim şudur ki, burjuva demokrasilerinde bu seçim öylesine bir oyundan ibarettir ki, ünlü siyaset bilimi ulemalarının seçim........

© Açık Gazete