Behramoğlu, Şahinkaya
Bırakalım bugün her şeyi, iki sevgili insanı selamlayalım. Biri başta “yürüyüşümüzün has şairi”, öteki “memleketimizin iktisat karıncası”dır. Söze bırakalım diye başladım ama ikisinin hayatına, yapıtına ve yürüyüşüne baktığımızda “bırakalım” ne demek, başta bu ülke olmak üzere her şeye sımsıkı sarılmak zorunda olduğumuzu, çünkü her şeyin birbirini etkilediğini, biçimlediğini görürsünüz.
Ataol Behramoğlu, Serdar Şahinkaya ve onlara benzeyen nice “insan”, kimi ekâbirin, “Ben sanatımı yaparım”, “Ben bilimimi yaparım” deyip, bir de üstüne tüy diker gibi “Ötesine haşa ve de zinhar karışmam” demesini iptal etmiş, hayranlık duyulacak verimleriyle ve duruşlarıyla hepimize örnek olmuştur. Bu durumun kısa tanımı nettir: “Aydın olmak.” Eh, ötekilerin tanımını da ihmal etmeyelim; işimi yaparım ötesine karışmam diyenlerin tavrı, bal gibi “işbirlikçiliği” ya da “suç ortaklığıdır.” Bu tanımların en mide bulandırıcı biçimde yapıştığı ve yakıştığı tiplere gelince; kısaca “dönek “diyor geçiyoruz. Onlara gereğinden çok hurufat harcadık, biz konumuza dönelim.
Her şeyimi borçlu olduğum eski köy berberi ve kuru temizleme fabrikası gece bekçisi Musta’fendi ile bin çileye direnmenin yiğidi Kübra’nımın torunu olmak, kuşkusuz pek çok yoksulluk ve yoksunluğa inat bir yürüyüş gerektiriyordu. Bugün uğraştığım ve yakışmaya çalıştığım işlere çok uzak bir coğrafyaydı oraları. Yani çevremde okumamı isteyen şahane insanlarımdan, her biri hayatıma........
