Koçi Bey risalesinin güncelliği
KOÇİ BEY’İN KİMLİĞİ VE ESERİ ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ
Koçi Bey risalesi yeni harflerle ilk kez Ali Kemali Aksüt tarafından 1939 yılında yayınlanmıştı. Daha sonra bazı ifade değişiklikleri ile 1972’de Zuhuri Danışman tarafından da yayınlandı.
Risaleler 19. Yüzyılda Osmanlıca harflerle bastırılmıştır. Çeviri ve baskılardan bazıları şunlardır. Ahmet Vefik Paşa’nın 1861’de Londra'da bastırdığı kitapçık kişisel kütüphanesinde istinsah edilmiş bir kopyasına dayanır. Risaleyi istinsah eden Abdullah halifedir. (1631’de hat yazısı ile çoğaltılmıştı) Rusça baskısı Türkolog VasilySmirnova aittir. Petersburg baskısı adıyla bilinir. (1873) Almancaya ilk çevirisini Avusturyalı şarkiyatçı Joseph Hammer yapmıştır. (1835) Koçi Bey’in Fransızca ilk çevirisini yapan François Croix isimli bir şarkiyatçıdır. Son olarak Ebüzziya Tevfik matbaasında basılmış erken dönem bir örneği olduğunu da hatırlatmak isterim. (1885)
Koçi Bey büyük bir ihtimalle bir Arnavut devşirmesi olarak Sultan I. Ahmet devrinde saraya alınmıştı. Enderun’da yetişmiş ve padişaha en yakın saraylılara tahsis edilen Has Oda’ya verilmişti.Sadece bu bile liyakat ve kabiliyet yönünden devrinin en önde gelen simalarından biri olduğunu kanıtlamaya yeter. Bazı yazarlar onun Katip Çelebi’de bahsedilen musahibin Koçi Bey olabileceğinden söz ederler.
RİSALELERİN YAZILMA TARİHLERİ ÜZERİNE BİR NOT
Koçi Bey risalelerini Osmanlı düzeninin ciddi manada bozulmaya başladığı bir tarihte yazmıştır. İlk telhisler IV. Murad’a 1631 yılında sunulmuştu.
Bu tarih, Kanuni’nin Viyana’yı muhasara etmesinden yaklaşık 100 yıl sonradır. (1529) Bu da devlet hayatında fazla bir zamana tekabül etmez. Viyana kuşatmasından sonuç alınamaması, Batı karşısında askeri hezimete uğranmamış olsa bile dengelerin yavaş yavaş değiştiği anlamına gelir.
KOÇİ BEY- NICCOLO MACHIAVELLI KARŞILAŞTIRMASI
Koçi Bey, meseleleri ele alış tarzı itibariyle kendisinden yüzyıl önce yaşamış olan İtalyan düşünür Niccolo Macciavelli’ye benzetilebilmektedir. Bu düşünceye ben de katılıyorum. Her iki yazar da Prense (Monark-halife sultan) siyasetin dinamiklerine dair düşüncelerini sunmuşlardı. Machiavelli Prens’i 1513’te tamamlamıştı. Basılması 1532’de gerçekleşebildi. Koçi Bey ise risalelerini el yazması olarak takdim etti. Yazdıkları siyasetname, nasihatname geleneği içinde değerlendirilebilir. Risaleler telhisler (proposal) biçimde yazılmıştı.
KOÇİ BEY RİSALELERİNDE FİTNE VE FESADIN KAYNAĞI
Risaleler incelendiğinde, dikkatimizi ilk çeken şey, Koçi Bey’in Osmanlı gerilemesinin temelinde toprak sistemindeki bozulmayı gördüğü anlaşılır. Dirlik düzeninin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için tımar ve zeamet dağıtımının hakkaniyete uygun olması gerektiğini eserinde ısrarla vurgulamaktadır. Açılan yeni tımarların padişah iradesine bağlı olmasının mülkün temeli olduğunu belirtmektedir.
Koçi Bey, fitne ve fesadın reayanın harap olmasına neden olduğunu yazıyor. Bunun sebebi olarak rüşvetigörüyor. Rüşveti “şeytan” diye niteliyor. Dünya yüzünden rüşvet kaldırılmazsa adalet mümkün olmaz diyor.
SADARET MAKAMININ YIPRANMASI
Devlet idaresinde becerileri kanıtlamış olan bir sadrazamın yıllar boyu görevde kalmasını önemseyen Koçi Bey, sadrazamın işlerinde müstakil tutulması ve müdahale edilmemesi gereğine işaret eder. Risalesinde veziriazamlığın ulu bir makam olduğunu yazıyor. Eğer bu mevki doğru adama havale edilmişse sebepsiz yere azledilmesini doğru bulmuyor. Usul ve erkan konusunda çürümeyi şu sözlerle açıklıyor. “Geçmişte padişah huzurunda sadrazam, vezirler ve ulema ile ilgili konuşulmazdı” Bu sözlerden risalelerin takdim edildiği dönemde padişahın huzurunda açıkça kötülemelerin yapıldığı anlaşılıyor.
DİRLİK DÜZENİNİN (TIMAR) BOZULMASININ SONUÇLARI
Dirlik tımar anlamına geliyor.Tımar Koçi Bey’in çok önemsediği bir konu. Bununla ilgili bir telhis var risalenin içinde. Telhis, zeamet ve tımarın bozulmasının ne yüzden olduğuna dair başlığını taşıyor. Dikkatimi çeken ilk yargılar şöyle: “bir alay soysuz hak sahibi oldular. İlen gelenler boşalan yerleri kendi adamlarına ve akrabalarına verdiler. Tımar ve zeamet şeriat hükümlerine göre değil kimine paşmaklık kimine mülk olarak verilmeye başlandı. Kimide ileri gelenlerinyemliği oldu. Bu bozukluklar devletin temeli olan askerin harap olmasına neden oldu.”
Akıncı taifesi dahi 2000’e kadar inmiş. Sefer-i Hümayun söz konusu olduğunda akıncı olduğunu inkar edenler var. Tımar erbabı ki dinin askeridir. Irgat işi görür hale geldi diye yakınıyor.
MERKEZ TEŞKİLATI VE KAPIKULU ORDUSU KADROLARINDA AŞIRI ŞİŞME
Koçi Bey, telhislerinde devletin merkez teşkilatının çok ayrıntılı bir dönümünü yapmış. Önceki ve sonraki sayıları karşılaştırmış. Sürekli maaş alan ulufeli kul sayısının artışına dikkat çekmiş.Diğer görevlilerdeki artışlara bir göz atmakta yarar var:
Örneğin DivanıHümayun katipleri- Hazine-i Amire katipleri 17’den 118’e çıkmış. Kaptanı Derya kapıcıları 356’dan 1832’ye, sipahi sayısı 7000 olmuş.Bunlar kapıkulu sınıfı içindeki süvarilerdir.
Sekbanlar ve piyadeler 13.000’den 47.000 e çıkmış. İstanbul, Edirne, Gelibolu has bahçelerinde eğitilmekte olan acemi oğlanları cemaati 7400’den 9200’e, Cebeciler cemaati, 625’ten 5978’e yükselmiş. Koçi Bey risalesini yazdığı tarihteulufeli kulların toplam sayısını 92.206 olarak tespit etmiş.
Koçi Bey, kapı halk sayısındaki bu muazzam artış karşısında şöyle bir yorumda bulunuyor: “Bu kadar kula mevacib mi yetişir. Bu kadar mevacibe hazine mi dayanır. (Mevacib maaş demek) Bu yazılan taifeulufeye sahip olanlardır. Bunlardan başka kul değil iken kul namına olup reaya ve berayaya zulmeden 200.000 kadar kimse daha vardır.Bölük halkı 1584 tarihine kadar temiz ve mazbut itaat altında iken artık öyle değildir. (Bölük halkı: yeniçeriler) 200.00 kişi kul olarak esami defterinde kayıtlı iken seferi hümayun olsa yarısı değil onda biri bile sefere gitmez. Kimi zabitlerine kimi yoldaşlarına ulufelerini sipariş edip o taifeden seferi hümayunda 7-8.000 adam ancak bulunur. Fakat hepsi ulufelerini devlet hazinesinden alır.” Bu ifadeler aslında daha on yedinci yüzyılın başında yeniçeri ocağının tefessüh ettiğini gösterir.
OSMANLI’DA DEVLET: YÖNETEN VE YÖNETİLEN SINIFLAR
Osmanlı’da kapitalizm öncesi bütün toplumlarda olduğu gibi üretici güçler toprağa bağlı idi. Ömer Lütfi Barkan Hocanın ifadesiyle “Osmanlı Devleti bir askeri toprak devleti idi.
Osmanlı’nın gücünün kaynağını doğru teşhis etmek için Ön Asya ve Balkanlardaki özel koşulların yanısıra sınıf yapısına da bakmak doğru olur. Yöneten sınıf: sınıf-ı askeri olarak anılmakta. Bu ayrıcalıklı sınıf her çeşit tekaliften muaftı. (tekalif: her çeşit vergi ve salma) Ama kul sınıfındandı. Bu padişahın siyasi kölesi olmak demektir. Bu durum reaya ile karşılaştırıldığında bir üstünlük gibi görünür. Bu bir yere kadar doğrudur. Reayaya şeriatahkamı ile muamele olunur. Askeri sınıfa uygulanan rejimise örftür. Bunun anlamı şudur. Sultan kendi siyasal kölelelerine siyasetin gereği neyse ona göre davranır.
Bu durum sultan karşısında siyaset katl ve müsadere müeyyidesi altında devlet işlerini yürütmek demektir. Oldukça yüksek gerilim yaratan bir otorite doğrusu. Başarı ödüllendirilirken başarısızlık şiddetle cezalandırılır. Hakkında “siyaseten katl” fermanı verilen sadrazamın malı mülkü her şeyi müsadere olunur.
Reaya ise, Anadolu ve Rumeli’nin müslüman ve gayri müslim(zımmi) toplulukları demektir. Üretim yapan -vergi veren, artı ürününe el konulan sınıflardır.
Düzenin devamını sağlayan Tımar (dirlik) ile zabt-ü rabt altına alınmış vergi vermekle mükellef yüzbinlerce hane halkıvardır.
Dirlikler kılıç olarak da tanımlanıyordu. Üretim ve vergilendirmenin disiplinli bir şekilde sürdürülmesini sağlayan dirliğin başındaki tımarlı sipahi idi.
Ordu sefere çıktığında sipahi kendisine temlik edilen arazi ile mütenasip bir askeri grup çıkararak Seferi Hümayuna katılırdı. Taşra ordusunun temelini bunlar oluştururdu. Bunlar Cebeli adıyla anılan bu atlı birlikler savaş zamanı göreve çağrılan sayıca geniş bir birtopluluk oluşturuyorlardı.Tabii düzenin iyi çalıştığı zamanlarda. Bunlar profesyonel eğitim almış savaşçılar değillerdi. .
Bunun dışında hanedan ile doğrudan veya dolaylı bağlantılı ailelere verilmiş has veya zeametler vardı. Bunlar geniş çiftlikler oluştururlardı. Sultanın annesi- kızkardeşleri vekızlarına verilen dirliklere paşmaklık denirdi.
GAZA İDEOLOJİSİ VE GANİMET
Taşradan merkeze gelir akışı devam ettiği sürece devlet düzeni sağlamdı. Merkez ordusu (kapıkulu ordusu) gaza ettikçe, ganimet miktarı artardı.(Gaza resmi söylemde İslamı yaymak için verilen savaş demek) Devletin gönenciganimete........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin