Toplumsal mutabakat ve demokratik inşa: CHP’nin yeni Türkiye tahayyülü
Türkiye’de geniş halk kitleleri, her alanda kronikleşen ve iç içe geçen çok boyutlu sorunların baskısı altında ezilmektedir. Sorunların çözümü her geçen gün zorlaşmakta ve ‘sistemsel’ tıkanıklık derinleşmektedir. Ekonomi ve demokrasi sahasında kalıcı reformlar yapmak yerine, palyatif (geçici) çözümlere başvurulması, büyüyen sorunları maskelemekte ve toplumun geleceğini tehdit etmektedir
Toplumsal ölçekte kronikleşen kolektif kaygı ve umutsuzluk, bireylerin psikolojik dayanıklılığını zayıflatırken sosyal dokuyu da tahrip etmektedir. Kurumsal yapılara ve siyasal temsil mekanizmalarına yönelik erozyona uğrayan güven, kişileri toplumsal meselelerden kopararak bir 'içe kapanma ve yalnızlaşma' sarmalına itmektedir. Neticede ortak gelecek vizyonundan kopan kitleler; dayanışma pratiklerinin yerini kayıtsızlığın ve suskunluğun aldığı, toplumsal norm ve değerlerin işlevini yitirdiği bir “anomik” çözülme evresine sürüklenmektedir.
Hatırlanırsa, 2017 Anayasa değişikliği, Türkiye’nin bir asırlık parlamenter geleneğini sonlandırmış ve gücü tek merkezde toplayan 'Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet' sistemini getirmiştir. Yeni sistemin P 1 meşruiyet eşiği, siyasal alanı sert rekabete yöneltmiş; toplumu, merkeziyetçiliği temsil eden iktidar bloğu (Cumhur İttifakı) ile geniş tabanlı bir uzlaşıyı hedefleyen muhalefet bloğu (Millet/Türkiye İttifakı) arasında keskin siyasal kutuplaşmaya hapsetmiştir.
Ulus-devleti kuran ve dünyanın en köklü partilerinden biri olan CHP, muhalefet cephesinin sürükleyici gücü olarak, toplumun ortak belleğindeki tarihsel ön yargıları kırmak adına uzun süredir farklı toplumsal katmanlarla bir yakınlaşma ve değişim siyaseti yürütmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu döneminde temelleri atılan ve Özgür Özel ile sürdürülen bu stratejik değişim;........
