İran: Savaşın gölgesinde ‘Reformun’ geleceği
ABD ve İsrail’in yürüttüğü bombardıman süreci 14. gününe girerken, Tahran artık yalnızca bir devletin yönetim merkezi değil; küresel güç dengelerinin yeniden harmanlandığı, stratejik bir hesaplaşma alanı haline gelmiştir. Havadan gelen bu yoğun askeri baskı, İran’ı yerel bölgesel bir aktör olmanın ötesine itmiş ve onu küresel emperyal/kolonyal sistemdeki yapısal dönüşümün en savunmasız, ancak en belirleyici kritik eşik konumuna yerleştirmiştir.
İran ve bölgedeki sivil kayıplar, savaşın toplumsal yapı üzerinde derin ve kalıcı travmalar üreteceğini göstermektedir. İran ve Lübnan’da ölü ve yaralı sayısının binleri geçmiş olması, krizin yalnızca askeri değil aynı zamanda ciddi bir insani felaket boyutu kazandığını ortaya koymaktadır. Savaşın daha ilk gününde Minab’da bir okula düzenlenen ve çok sayıda kız öğrencinin hayatını kaybettiği hava saldırısı, insani değerlerin stratejik çıkarlara kurban edilmesinin sarsıcı bir tezahürüdür. Bu tür saldırılar, uluslararası hukuku ihlal ederek savaşın normatif ve ahlaki meşruiyetini ciddi biçimde tartışmalı hale getirmektedir.
İran bugün yalnızca askeri bir saldırıyla değil, ekonomik ve toplumsal yapıyı felç eden çok boyutlu bir kuşatmayla karşı karşıyadır. Savaşın yarattığı fiziksel yıkım, ekonomik yaptırımların halkın günlük yaşamında açtığı derin yaralarla birleşerek ülkeyi adeta sürekli bir "olağanüstü hal" sarmalına hapsetmiştir.
Söz konusu olağanüstü koşullar, bir yandan devletin güvenlikçi reflekslerini konsolide ederek siyasal tartışmaların gündemini değiştirmekte, diğer yandan toplumsal muhalefetin hareket alanını sistematik olarak daraltmaktadır. Daha önce olduğugibi, önce Afganistan ve Irak, ardından Tunus, Mısır, Suriye ve Libya gibi otokratik rejimlerce yönetilen kapalı toplumlarda, tabandan yükselen demokratik talepler ve özgürlük arayışları, emperyal-kolonyal müdahalelerin stratejik birer manivelası haline getirilmişti. Bu........
