Ülkemden akıl manzaraları
Geçtiğimiz hafta, ülkemizin ve bağımsızlığımızın senedi olan Lozan Antlaşması'nın 103. Yıldönümü idi. 24 Temmuz 1923 tarihi; sınırların tespiti, kapitülasyonların kaldırılması, azınlıkların Türk Vatandaşı sayılması gibi ve yeni oluşturulan ülke yararına daha birçok maddenin kabul edildiği, daha da önemlisi çöken bir imparatorluktan bağımsız bir ulusun yolunun açıldığı çok önemli bir tarihsel olaydır.
Ne yazık ki, hiç sıkılmadan Lozan’a dil uzatanlar, onca muharebe ve dişe diş yaşanan müzakereler sonucunda imzalanan Antlaşmayı değersizleştirmeye kalkmaktalar. Ancak bir düşman işgal ordusu komutanı edasıyla Antlaşmaya dil uzatabilenler, dillerine sakız ettikleri ‘önce Sevr’le ölümü gösterip, sonra da Lozan’a razı ettiler’ gibi ipe sapa gelmez hakaretamiz ifadelerde bulunmaktalar. Bu zevata, eğer ki anlayabilirlerse, şu kadarını söylemek yeter gibi, geliyor bana: “Madem öyle, o zaman niçin bilinçsizce taptığınız, yönetim yetersizliği ve ağır borçlar altında yıkılmaktaki Osmanlı yönetimi mücadele gücünü ortaya koyup da, Lozan’dan daha yetkili ve muhkem bir antlaşmaya imza koyma cesaretini göstermedi ki?
”Hiçbir basiretli devlet yetkilisi ve halkı, geçmişte kurulmuş, fakat bir şekilde yıkılarak tarihe mal olmuş eski devleti ya da hükümranlığı savunmaz, geçmişi ile böylesi mazoşistçe avunmaz. Bu aymazlık ne Bizans murislerinde, ne Mısır medeniyeti murislerinde, hatta ne de Pers medeniyeti murislerinde görülür. İleride tarih, muhtemelen bu aymazlığı yapan tek ulus olarak bizi örnek olarak gösterecektir. Geçmişe yönlendirilen enerji geleceğe yönlendirilmiş olsaydı, aldatıldık basitliğine sığınılmayıp, gerici bir kabile yönetimi değil, daha basiretli çağdaş bir yönetimle ülkeyi abat ederdik. Ne yaparsınız; ülke insanından akıl parıltıları!
Derler ki, ahirette Türkler Cehennemden bir türlü çıkamayacaklarmış. Sebep basit, kuyudan çıkmaya çalışan her insanı diğeri ayaklarından içeri çekecekmiş. Bir şehrin milletvekili işini gücünü bırakmış, komşu kentin valisini, tatil günlerinde eşofman ve kasklarını giyerek bisiklet sürüyor ve böylece devlet itibarını zedeliyor gerekçesiyle İçişleri Bakanlığına şikayet etmiş! Ne demeli ki; Allah, akıl fikir versin! Devlet de, işini gücünü bırakmış, muhterem şikayetçinin şikayetini işleme koymuş. Tüm taraflar için müthiş bir başarı olsa gerek! Sonraları işin aslının kentler arası kıskançlık olduğu medyaya yansıdı. Bu durumda, basiretli bir yönetim şikayeti yapan milletvekilini bir Avrupa bursu ile yurt dışına gönderir de, oralarda, tatil günü değil, çalışma günlerinde de milletvekillerinin, hatta vekillerin bürolarına bisikletle gidiyor olduğunu gösterirdi. Bunu gören uyanık şikayetçi herhalde onları da Birleşmiş Milletlere şikayet ederdi! Şikayetçi zata hatırlatmak gerekir ki, Hollanda........
