'Parçacıklar siyaseti': Bölge kırılırken rolümüz
Avrupa’ya bakalım: 1930’lara doğru mu gidiyoruz? Eğer 1913-14 arifesindeysek, “30’lara kapaklanmak bir kaderdir” demek kolay. İki savaş arası Avrupa, Birinci Büyük Savaş’ın mirasıydı çünkü. Ancak yeni 30’ların sahnesi ve aktörleri herhalde eskisinden çok farklı olacaktır. Tek ortak payda, geniş yığınları belli ideolojilerle dizginleyebilmek ve toplumları da atomize edebilmek.
Bugüne bakarak yürüyelim.
Kamuoyu araştırmaları iktidardakiler için art arda sevimsiz sonuçlar veriyor. Gerçekten sevimsiz mi?
Sadece Türkiye’de değil, Almanya ve Almanya Avrupası’nda da sonuçlar “egemen klikler için” hiç iyi değil. İlk bakışta öyle. Kabul. Donald Trump’ın nasıl ayağı kaymak üzereyse, Almanya’da Friedrich Merz’in durumu da öyle. İnce buz üstünde dans etmeye, bir denge kurmaya çalışıyorlar. Ülke tarihinin en “tabansız” başbakanı olduğu ilan edildi Merz’in. Anketler açık. Berlin’deki koalisyon her an sona erebilir.
Batı, AKP iktidarını büyük bir şaşkınlıkla izliyor olmalı. Bir anlam vermekte zorlanıyor. Biz yardımcı olalım: Yüzde 30’ları bulan bir kitleyi çökmüş bir ekonomiye, korkunç bir pahalılığa ve dağılmış bir topluma rağmen, muhtemelen tam da o yüzden, ardına takmayı hâlâ başaran Ankara’daki iktidar, bu koltuktan indiği anda kendisinden hesap sorulacağından emin. Yanlış anlama olmasın, bu konuda ne CHP ne de DEM korkusu var “Reisçilerin”. Bu iki partinin yönetim kadrolarından eminler.
Başka bir korku muhtemelen gündemde: Dizginlerin, toplumsal denetimin yani, bu iki partinin ellerinde olmadığını, kalmayacağını düşünenlerin sayısı ve ağırlığı, iki iktidar partisinde de büyük.
Kriz öylesine derin ve kanatıcı boyutlar alıyor ki, AKP’den çok da farklı olmayan “toplum projeleriyle” kitlelerdeki öfkeyi ve yeni arayışları denetleyemeyecek bir düzen içi........
