menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şi ne der, Trump ne yapar: Pekin’de devre arası

17 0
17.05.2026

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in geçtiğimiz günlerde Pekin’de görüşmesi “tarihi” bir an olarak heyecanla beklenmekteydi. Ekim 2025’te Şi’ninTrump’a soğuk davranışı ve Şubat 2026’da İran’a düzenlenen saldırı, buluşmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair soru işaretleri doğurmuştu. Fakat nihayet ABD Başkanı 13 Mayıs’ta Pekin’e indi. Gelgelelim Şi’nin teşrif etmediği karşılama töreninden görüşme sonrası iki liderin verdiği demeçlere dek sembol ve söylemlerin damgasını vurduğu bir zirve oldu diyebiliriz.

17 Mayıs itibariyle gelinen noktada görüşme için “dağ fare doğurdu” minvalinde açıklama yapan Batılı uzmanlara katılmak mümkün değil. Evet, buluşmadan önemli bir sonuç çıkmadı. Birbiriyle uzun süreli bir rekabete girişmiş iki gücün çıkarlarının çatıştığı temel alanlarda anlaşması zaten beklenemez. Fakat iki liderin verdiği pozların, özellikle Amerikan tarafının çelişkili açıklamalarının ortaya koyduğu görüntü şu oldu: Trump ve Şi, bugünün siyasi ve sosyal şartlarının meydana getirdiği Gorbaçov ile Reagan gibiler. Özellikle de Başkan Şi ise Reagan’ın büyük bir özgüvenle “Bay Gorbaçov, bu duvarı (Berlin Duvarı) yıkın!” söylemine benzer sert ifadeleriyle önümüzdeki sürecin yönünü belirlemiş oldu. Hegemon yorgun, Çin savaş şartlarını şekillendiriyor ve iki liderin buluşması aslında bir “devre arası”ndan ibaret. 

“Yorgun Hegemon” Pekin’de

Çin dış politikası uzmanı Hüseyin Korkmaz’ın kavramsallaştırmasıyla “yorgun hegemon”un Pekin’e gitmesi dahi başlı başına sembol olarak önem taşıyor. ABD bugün hâlâ güçlü ve belki de dünyadaki başat güç fakat küresel krizleri tek başına yönetemiyor ve bu sebeple yüklerini azaltmak için Çin ile ortak zeminde buluşma arayışında.

Aslında bu tutum bile başlı başına çelişkili: Nitekim Gorbaçov’a benzer bir şekilde imparatorluğu yenileyip arındırmaya ve böylece kurtarmaya çalışan Trump’ın dış politikada attığı ilk adımlar izolasyonist ve kıta Amerikası’na çekilme amacı taşıyordu. Sonuçta asıl tehdit Pasifik’teydi, yani Çin’in kendisiydi. Ama pek çok bürokrat, diplomat ve uluslararası ilişkiler uzmanını şaşırtan ABD yönetimi Ortadoğu’dan çekilmeye hazırlanırken kendini tarihte hiç olmadık biçimde Ortadoğu’ya gömülmüş bir hâlde buldu. Böylece, aslında “oyun sonu canavarı” Çin ile mücadeleye hazırlanmakteyken İran, Tayvan ve teknoloji savaşları........

© 12punto