Otel odasındaki infaz müfrezesi
Polis, infaz müfrezesi gibi. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın kaldığı otel odasının kapısını çalarken, yanında bir kadın olduğunu bildikleri belli. Beline sardığı havluyla kapıyı açan Yalım’ın ve sonra odadaki genç kadının görüntülerini çekmişler uzun uzun.
Ardından infaz başladı; o görüntüler, birkaç saat sonra iktidar medyasından gazeteciler aracılığıyla servise konuldu. Görüntüler, Yalım’ın iki sevgilisi olduğu, otel odasındaki sevgilisinin de belediye çalışanı olduğu gibi bilgiler eşliğinde yayıldı. Polisin çektiği gizli olması gereken görüntülerin nasıl ve kim tarafından sızdırıldığının üzerinde bile durulmadı.
İnfaz, soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasıyla sürdürüldü. Rüşvet ve yolsuzluk iddiası, malvarlığı listeleriyle birlikte sunuldu kamuya. CHP’li belediyelere yönelik öbür operasyonlardaki gibi, yargılayan ve hüküm veren habercilik görüldü burada da.
Fakat otelde olanlara “özel yaşam ihlali” olarak bakamayız. Özkan Yalım, bir siyasetçi ve kamu görevlisi. Üstelik de ilişkide olduğu 21 yaşındaki kadın, belediye çalışanı ise Yalım’ın belediye başkanlığı konumunu kullanması ve nüfuz suistimali söz konusu demektir. Bu suç değil ama etik sorundur. Muhalif medya pek üzerinde durmadı, ama bu yanı da haber değeri taşır.
Ancak bu operasyonda özel yaşamı asıl ihlal edilen, otel odasındaki o genç kadın. Sorgulanmadan, konuşmasına bile fırsat verilmeden damgalandı. Odadaki görüntüleri Sabah, A Haber, TGRT gibi yerlerde yayımlanmakla kalmadı; Yeni Akit, Haberler.com ve bazı yerel sitelerde yüzü açık fotoğrafları da kullanıldı; açıkça genç kadın teşhir edildi. İnsafsızca yürütülen bir siyasi operasyonun hedefi olarak kişiliği paramparça edildi “gazetecilik” eliyle…
Kuyumcu olduğunu da söyleyin
İslam Memiş, ekonomi yorumculuğunun yükselen yıldızı. Ekonomi ve piyasaya ilişkin analizleri sürekli olarak ekranlarda, haber sitelerinde, gazetelerde yayımlanıyor.
Haber Global’den Yeni Şafak’a, Ulusal Kanal’dan TV 100, A Haber, Sözcü TV ve Cumhuriyet’e kadar hemen tüm medya kuruluşlarında itibar görüyor yorumları. Son iki aydır da bütün bunlara ilaveten bir de Hürriyet gazetesinde köşe yazılarına başladı.
Unvanı da çok. Kimi ekranda portresinin altına “finans analisti” ya da “finans uzmanı” yazıyor, kiminde de “altın ve para piyasaları uzmanı”, “ekonomi yazarı” ya da “ekonomist”.
Oysa İslam Memiş, Atatürk Üniversitesi İşletme Yönetimi bölümünden mezun. Sonrasında Günaydın ve Akşam gazeteleri ile aile şirketinin finans bölümünde çalışmış. Ardından Anadolu Ajansı’nda 4 yıl ekonomi editörlüğü görevini yürütmüş. Youtube’da videolar, sosyal medya ile haber kanallarında yaptığı yorumlarla finans piyasasında ve medyada ünlenmiş.
Kariyer öyküsü bu. Ancak bir yandan da kuyumculuk yapıyor; Ticaret Sicili gazetesinde de kendi adına kayıtlı kuyumculuk şirketi var. Gazetecilerle de çoğu kez mağazasında görüşüyor. Yayın sırasında fonda altın tezgâhı görünüyor. Son olarak da ABD ve İsrail’in, İran’a saldırısıyla başlayan savaşın ekonomiye etkileriyle ilgili analizleri yayımlandı, gazete ve televizyonlarda.
Memiş’in finans, piyasa, ekonomi konularındaki yetkinliği, analizlerinin başarılı olup olmadığı uzmanlarının değerlendireceği bir konu. Zaten son günlerde altın fiyatları düşüp, altına hücum başlayınca birçok uzmanın da “uzmanlığı” tartışılır oldu. Hatta internette “Altın düşüşe geçti, piyasayı gazlayan ekonomistler ortadan kayboldu” haberi yayımlandı.
Gerçi Memiş, “öngörülerini güncellemeye” gerek görmediğini yazdı, ama bir gazeteci olarak beni ilgilendiren yanı, öngörüleri değil. Altın piyasalarıyla ilgili yorumlarda bulunan bu kişinin aynı zamanda bir “kuyumcu” olduğunun okura ve izleyiciye bildirilmemesi.
Oysa bu çok önemli. Çünkü analizlerde bulunup insanları yönlendirdiği “altın piyasası”nın bizzat oyuncusu durumunda, altın alım satımından para kazanıyor. Tam bir “çıkar çatışması” durumu söz konusu. Yorumları ile işini karıştırmasa da böyle bir çatışma olduğu bariz.
İslam Memiş, “çıkar çatışması”nı gizlemiyor; medya ve TV yöneticileri de biliyor bu durumu.
Buna rağmen de bir sakınca görmüyorlar onun analizlerini yayımlamakta. Ekranlarda, köşelerde türlü unvanlarla tanıtırken bir de “kuyumcu” olduğunu yazsalar da insanlar, eksiksiz bilgilense…
Akın Gürlek’in oldubittisi
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, yargı muhabirleriyle bayramlaşmasına ANKA, Nefes, NOW TV ve Sözcü muhabirlerini de çağırması önemli bir değişimdi.
Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklara, kamu kuruluşlarına alınmayan muhalif medya için çalışma alanındaki sınırlamanın bir nebze olsun rahatlaması, muhatap alınmaları anlamına geliyordu. Fakat muhalif medyanın tamamı davet edilmemişti.
BirGün’den İsmail Arı’nın “halkı aydınlatıcı bilgiyi alenen yayma” (!) suçlamasıyla tutuklanmasının ertesi gününe rastlayan bayramlaşma tam bir oldubittiye getirildi; muhabirlere soru sorma izni verilmedi. Gürlek, geldi, gazetecilerle tanıştı; toplu fotoğraf çektirdi ve gitti. Birkaç dakikada olup bitti bunlar. O yüzden koşulları zorlayıp soru sorma olanağı bulamadılar.
Ama toplu fotoğraf, bakanlık web sayfasından yayımlanarak muhabirler, halkla ilişkiler faaliyetinde aksesuar olarak kullanıldı. Bakanlık açıklaması da “Bakan Gürlek,… yargı muhabirleriyle bayramlaştı. …. bayramlarını tebrik etti. … bir müddet sohbet etti. … toplu fotoğraf çektirdi” yüklemleriyle biten dört cümleden ibaretti.
Aslında muhabirlere, Gürlek ile sohbet etme fırsatı da verilmemişti; açıklama olanları doğru aktarmıyordu. Bayramlaşmaya ilişkin haberler, oradaki emrivakileri yansıtabilirdi, ama onun yerine bakanlık açıklaması hemen aynen tekrarlandı. Yine de muhalif medyadaki muhabirlerin durumunu anlıyorum; bir daha alınmama baskısı altındalar sürekli.
Umarım Bakan Gürlek ile bundan sonraki karşılaşmalarında daha hazırlıklı olurlar. Fakat muhalif gazetecilerin o davete gitmelerine itiraz etmek de yanlış bir tutum. Elbette gidecekler, konuşacaklar, yazacaklar. Bakanlığa giderek doğrusunu yapmışlar;
Nitekim Barış Terkoğlu’nun Adalet Bakanlığı ile görüşerek, malvarlığı ile ilgili iddiaları sorması doğru bir yöntemdi. Kimden gelirse gelsin iddiaları kontrol ederek ve de karşı görüş alarak yansıtmak gerekir. Aslolan iddiayı aktarmak değil, toplumu doğru ve eksiksiz bilgilendirmektir. Nitekim Barış Terkoğlu da o programda “İki tarafla da konuştum. Hem CHP’nin havasını söyleyeceğim, hem Adalet Bakanlığı’nın” diyerek anlatıyordu görüşmesini.
Ne yazık ki, siyasi kamplaşma gazeteciliği de etkiliyor. Bazı iktidar karşıtları, muhalif medyada iktidar tarafının görüşlerini görmek istemiyor; muhalefete de eleştirel davranılmasına tahammül edemiyor. O yüzden de son günlerde Barış Terkoğlu’nun yanı sıra Barış Pehlivan, İsmail Saymaz ve Nevşin Mengü de linç kampanyasının hedefi oldu.
Oysa bu saldırılar, muhalif medyanın da iktidar yanlısı medya gibi olmasını istemekle eşdeğer. İktidar medyasının çoğu, Özgür Özel’in iddiaları yerine Gürlek’in yanıtını yayımladı. Sadece Özel’in sözlerini ve de hiç irdelemeden yayımlamak iktidar medyasına benzemek olurdu.
Gazetecilik ile propagandacılığı karıştırmamak gerek. Gazeteci herkese eleştirel yaklaşır; her yere gider, herkesle konuşur. Önemli olan nasıl konuştuğu, neler ürettiğidir.
Sağlık değil hastane reklamı
Milliyet’in Pazar ekinde sağlık sayfası var; doktorlarla söyleşiler yayımlanıyor bu sayfada. Bir okurun uyarısıyla dikkatimi çekti; konuşulanlar hep aynı hastanenin doktorları.
Milliyet’in bu eklerini taradım, yılbaşından bu yana geçen 12 haftada “M…” adlı özel hastanenin 12 doktoruyla söyleşi yayımlanmış. Sadece bir kere başka bir hastanenin iki doktoruyla söyleşi kullanılmış sayfada.
Hadi tüm Türkiye’yi geçelim, İstanbul’da bir tek o özel hastane mi var? İstanbul’daki bütün kamu ve üniversite hastanelerini, öbür özel hastaneleri, oralardaki uzman doktorları yok saymanın gazetecilik açısından bir gerekçesi olamaz.
Benzer şekilde Yeni Şafak gazetesinde de haftada bir yayımlanan “Sağlık” sayfası var; orada da sürekli göz ile ilgili sağlık konuları işleniyor; üstelik hep aynı özel göz hastanesinin doktorları konuşuyor. Sayfanın kenarında “Bu bir reklamdır” ya da “Sponsorlu yayın” uyarısı da yok.
Fakat Milliyet ve Yeni Şafak’ın bu yayınları, okurları bilgilendirmek yerine o özel hastanelerin reklamına yarıyor. Temel kaygı, insanların sağlığı olsa kamu ve özel hastanelerden her alandaki en iyi uzman hekimleri bulur, onlarla konuşurlar. Aynı hastaneler, hem de aynı özel hastanelerle ilgili yayımlarda ısrar edilmesi asıl amacın farklı olduğunu gösteriyor.
Maalesef özel hastaneler, haber ve sağlık bilgisi görünümlü reklamlarda ölçü tanımıyor. Medya da özel hastanelerin yasal ve ahlaki sınırlamalara uymayan bu reklam/tanıtım yöntemlerine aracılık etmekte sakınca görmüyorlar.
Üstelik bunu haber ve bilgi yayını gibi göstererek, insanları kandırıyorlar. Gazetecilik meslek etiğini yok sayıyor; yetkin hekimlerle konuşmayarak insan sağlığını da tehlikeye atıyorlar.
Milliyet, Rusya petrolü taşıyan tankere İstanbul Boğazı yakınında yapılan saldırıyı, patlama kendiliğinden olmuş gibi “Petrol yüklü tankerde patlama” başlığıyla haber yaptı.
Hürriyet, “40 bin liralık ‘itibar’ davası” haberinde Müjde Ar’ın kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle dava açtığı kişinin adını İrfan K. diye kodladı.
Bulaşıcı etkisi bilinmesine rağmen, yapımcı Erol Köse ile fenomen Kübra Karaarslan’ın intihar görüntüleri TV ve haber sitelerinde dramatize edilerek yayımlandı.
İktidar medyası, TÜİK’in işsizlik oranındaki düşüşü gösteren verilerini haber yaparken, “geniş tanımlı işsizlik oranı”ndaki artışa yer vermedi.
Akşam, AKP’li Ordu ve Sincan belediyelerinin, Yeni Akit, Düzce Belediyesi’nin, Yeni Şafak da K.Maraş ve Karatay belediyelerinin tanıtımını “reklam” uyarısı koymadan yayımladı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında ünlülerin de olduğu 16 kişiye yönelik uyuşturucu operasyonu açıklamasıyla bu kişilerin “lekelenmeme hakkı”nı yok saydı.
Sabah, TGRT ve Odatv, İstanbul Esenler’deki cinayete ilişkin haberde “kız kavgası” kalıbını kullanarak, cinayetin nedenini tam olarak açıklamadıkları gibi bir de kadını nesneleştirdiler.
TV100, “Akran zorbalığı”na ilişkin TBMM Raporu haberini, çocuklar için örnek oluşturabileceğini dikkate almadan zorbalık görüntüleri eşliğinde yayımladı.
Fuat Uğur’un TGRT’deki programda, telefonuna gelen şarkıcı Ediz ile ilgili mesajı okurken, yanlışlıkla mesajı Cenk Eren’in gönderdiğini açıklaması, bu tür mesajların canlı yayınlarda kontrol edilmeden okunmasının yanlışlığını bir kez daha kanıtladı.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]
