En büyük tehlike!
“Türk milliyetçisiyiz, fakat memleketimizde ırkçılık prensibinin düşmanıyız. Memleketimizde politika garezleri için uydurulan ırkçılık önderlerinin çok acıklı faciaları, hatıralarımızda canlıdır.”
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944’te, o zamanki adıyla Gençlik ve Spor Bayramı’nda yaptığı konuşmayı meşhur kılan kısım böyle başlıyordu. İnönü, sonra bir örnek veriyor, ırkçılık yapanların daha önce “politika icabı”, yani gelişmelerin yönünü belirlemeyi amaçlayan bir taktik gereği, Balkan Savaşı’nda Türk askerlerine arkadan saldırdıklarından bahsediyor; ırkçıların, 1944’teki tutum ve davranışlarının memlekete vereceği büyük zararlardan sonra işin içinden yine “politika icabı” diyerek sıyrılmaya kalkacaklarından söz ediyordu.
Henüz Hürriyet (II. Meşrutiyet) ilan edilmeden önce faal bir İttihatçı olan İnönü, örnek verdiği dönemi iyi biliyordu. Onun yaşamında, buradaki eleştirilerinde tutarlı olduğunu gösterecek örnekler de az değildi. Ancak açık konuşmak gerekirse, İnönü’nün bu konuşmayı çok daha öncesinde değil, 19 Mayıs 1944’te yapması da bir “politika icabı” idi.
Malum, II. Dünya Savaşı yılları. İnönü, denge politikası izleyerek Türkiye’yi savaşın dışında tutmaya çalışıyor ama memlekette Almanlara ve Sovyetlere sempati duyanlar var.
Bir adım geriye gidelim: 1917’de Rusya’da Bolşevik Devrimi gerçekleştirenler, komünist bir dünya devrimi umuduyla, çok yakın görülen Alman devrimini beklediler. Beklenen gerçekleşmeyince, dünya komünist partilerini birleştirmek amacıyla 1919’da kurdukları Komünist Enternasyonal (Komintern) ile üzerlerine düşen yeni görevi emperyalizme karşı mücadele eden milli kurtuluş hareketlerini desteklemek olarak belirlediler. TKP’nin kuruluşu; Kurtuluş Savaşımıza verilen Sovyet desteği bu süreçte gerçekleşti.
Komintern, daha 1935’te komünist partilerin, ülkelerinde faşizme karşı hareket eden kesimlerle geniş bir halk cephesi oluşturması gerekliliği üzerinde durdu. Yani konjonktürel amaç, yükselmekte olan faşizmi yenilgiye uğratmaktı. Arada farklı gelişmeler oldu elbette. Ama sonunda, 1943’te, komünist partilerin birer Sovyet uydusu olduğu propagandalarını engellemek, onların ülkelerinde daha bağımsız ve güçlü hareket etmesini mümkün kılmak gerekçeleriyle Komintern dağıtıldı. Bunda ABD ve İngiltere gibi Sovyetlerin savaştaki müttefiki olan ülkeleri memnun etme gayesi hiç de kenarda durmasın.
“En Büyük Tehlike! Milli Türk Dâvasına Aykırı Bir Cereyanın İçyüzü” başlıklı Broşür, 1943’te böyle bir ortamda yayımlandı. TKP Genel Sekreteri Reşat Fuat Baraner tarafından kalem alınmış olsa da tahmin edilebilecek gerekçelerle üzerinde başka bir imza, F. Erkman imzasını taşıyordu. Amaca hizmet etmesi amacıyla da gayet Kemalist bir dil ile yazılmıştı.
Broşür, Türk milliyetçiliğini savunuyor ama Türkçülük olarak adlandırdığı, Türkiye sınırlarını aşan Turancı idealleri ırkçı bulup, karşısına alıyordu. Bu düşünceyi savunanların, millî olduklarını iddia etseler de Osmanlı’nın son döneminden beri çeşitli biçimlerde kullanıldıkları Almanya’nın çıkarlarına hizmet ettiklerini ifade ediyordu. İşte “en büyük tehlike” dediği şey de “millî Türk davasına aykırı” gördüğü bu Türkçü düşünceyle Türkiye’nin Almanya’nın yanında savaşa sokulup bir felakete sürüklenmesiydi.
İki şeyi hatırlamak lazım: Turancılık o gün için Sovyet sınırlarında yaşayan Türki halklarla birleşmek arzusu demekti. Sovyetler ise Türkiye’nin savaştaki tarafsızlık politikasını sürdürmesinden yanaydı.
Bir an o günün Türkiye’deki ve dünyadaki saflaşmalarını bir kenara bırakıp, en temel insani noktadan şunu not edelim: Hitler faşizminin karşısında durmak insanlık onurunun gereğiydi. Diğer taraftan Broşür, yer yer bel altı da vurarak, Almanya taraftarı Peyami Safa’yı eleştirirken onun ABD’yi zayıf görmesini “koskoca dev” karşısında “çekirge kadar cılız” bir adamın coşkunluğu olarak tanımlıyordu. Onun tehditlerine maruz kaldığını belirttiği İngiltere’den “müttefikimiz” diye söz ediyordu. Belli ki Broşür’ün yazarı bunu “politika icabı” yapıyordu.
Broşür’ün hedef aldığı kimseler ziyadesiyle dönemin Çınaraltı dergisi etrafında toplanmıştı. Dergi, Broşür’ün yarattığı yankı üzerine........
