menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye'nin 'Orta Vadeli Program' karnesi: Hedefler yenileniyor, sapmalar büyüyor

14 0
11.09.2026

Ekonomide hedef koymak kolay, asıl mesele o hedeflere ulaşabilmektir. Türkiye’nin 2027-2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Programı (OVP); büyümeden enflasyona, istihdamdan cari dengeye, kamu maliyesinden yapısal reformlara kadar iddialı bir gelecek perspektifi ortaya koyuyor. Ancak geçmiş programlarda hedeflerle gerçekleşmeler arasında oluşan büyük sapmalar, yeni hedeflerden önce daha temel bir soruyu gündeme getiriyor: OVP ekonomiye yön veren güvenilir bir yol haritası mı, yoksa gerçekleşmeyen hedeflerin her yıl yeniden yazıldığı bir belge mi?

Geçtiğimiz yıl Orta Vadeli Programı değerlendirirken temel sorumuz şuydu: OVP ekonomiye gerçekten yol gösteren bir yol haritası mı olacak, yoksa zaman içinde raflarda tozlanan bir belgeye mi dönüşecek? Aradan geçen bir yıl, bugün elimizde daha güçlü bir ölçüt olmasını sağlıyor: Geçmişte açıklanan hedeflerle gerçekleşmeleri karşılaştırabilmek. Çünkü OVP yalnızca büyüme, enflasyon ya da cari açık tahminlerinin yer aldığı teknik bir metin değil; kamu kaynaklarının kullanımından bütçe ve borçlanma politikalarına, yapısal reformlardan yatırım ortamına kadar ekonomi politikasının üç yıllık ana çerçevesini belirleyen temel politika belgelerinden biri.

Yeni OVP de makroekonomik ve finansal istikrarın güçlendirilmesini, mali disiplinin sürdürülmesini ve kalıcı fiyat istikrarının sağlanmasını temel öncelikler arasında sayıyor; buna verimlilik, Ar-Ge, beşerî sermaye, yeşil ve dijital dönüşüm, yatırım ortamı ve kayıt dışılıkla mücadeleyi ekliyor. Elbette OVP’nin her yıl güncellenmesi doğaldır. Küresel koşullar değişebilir; savaşlar, enerji fiyatları, dış talep ve finansal dalgalanmalar tahminleri bozabilir. Ekonomik öngörülerin bire bir gerçekleşmesini beklemek de gerçekçi değildir. Ancak tahmin hatasıyla sistematik hedef sapması arasında önemli bir fark vardır.

Nitekim son yıllardaki OVP’ler özellikle enflasyon, döviz kuru ve cari dengede ciddi sapmalara işaret ediyor. Yeni programın kendi rakamları da bunu gösteriyor: Bir önceki OVP’de 2026 için yüzde 3,8 olan büyüme tahmini yüzde 3,3’e, sanayi büyümesi yüzde 4’ten yüzde 2,3’e çekilirken; enflasyon tahmini yüzde 16’dan yüzde 28,4’e, cari açık/GSYH tahmini yüzde 1,3’ten yüzde 2,6’ya yükseltildi. Enerji ithalatı beklentisi de 63 milyar dolardan 71 milyar dolara çıktı.

Bu nedenle artık yalnızca “Yeni OVP ne vaat ediyor?” diye sormak yeterli değil. Asıl soru şu: Daha önce açıklanan hedefler bu ölçüde değişiyorsa, yeni hedeflere ne kadar güvenebiliriz?

BÜYÜME: Yüzde 5 Hedefi Neden Sürekli Erteleniyor?

Yeni OVP, Türkiye ekonomisinin 2026’da yüzde 3,3 büyümesinin ardından büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e yükselmesini öngörüyor.

Aşağıdaki tabloda 2020-2029 dönemine ilişkin OVP büyüme hedefleri, gerçekleşme tahminleri (GT), program öngörüleri (P) ve fiili gerçekleşmeler birlikte sunulmaktadır. Tablo, yıllık planlarla gerçekleşmeler arasındaki dikkat çekici sapmaları da gözler önüne seriyor. Geçmiş OVP’lerle gerçekleşmeleri karşılaştırdığımızda, büyüme hedeflerindeki sapmaların enflasyon kadar dramatik olmadığını görüyoruz. Hatta bazı yıllarda gerçekleşmeler beklentilerin üzerine çıktı. Örneğin 2021’de yüzde 5 civarında öngörülen büyüme yüzde 11,4 olurken, 2022’de yüzde 5,5 ile hedeflere oldukça yakın bir gerçekleşme sağlandı.

Ancak sonraki dönemde farklı bir eğilim dikkat çekiyor: Orta vadeli büyüme hedefleri korunurken, bu hedeflere ulaşılacak tarih sürekli öteleniyor.

Nitekim 2024-2026 OVP’sinde 2026 yılı için yüzde 5 olarak belirlenen büyüme hedefi, sonraki programlarda önce yüzde 4,5’e, ardından yüzde 3,8’e ve son olarak yüzde 3,3’e çekildi. Yeni OVP ise yüzde 5 büyüme hedefini bu kez 2029 yılına taşıyor.

Bu tablo, Türkiye ekonomisinin orta vadede yüzde 5 civarında büyüyebileceği varsayımının korunduğunu; ancak ekonominin bu büyüme patikasına ulaşmakta zorlandığını gösteriyor.

Üstelik asıl mesele yalnızca ne kadar büyüdüğümüz değil, nasıl büyüdüğümüzdür. Tüketime ve ithalata dayalı büyüme kısa vadede yüksek oranlar üretebilir; ancak enflasyon ve cari açık üzerinden ekonominin dengelerini bozabilir.

OVP’nin imalat sanayisinde yatırım, yüksek katma değerli üretim, ihracat kapasitesinin artırılması, enerji ve lojistik maliyetlerinin azaltılması gibi alanlara vurgu yapması bu açıdan önemlidir. Ancak benzer hedeflerin geçmiş programlarda da yer aldığı unutulmamalıdır.

Dolayısıyla Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni büyüme hedefleri koymak değil; verimlilik, teknoloji ve üretim kapasitesinde beklenen dönüşümün neden gerçekleştirilemediğini sorgulamaktır. Yüzde 5 büyümenin gerçek başarısı, bu büyümenin daha fazla üretim, daha yüksek verimlilik ve daha yüksek katma değer yaratıp yaratmadığıyla ölçülecektir.

KİŞİ BAŞINA 25 BİN DOLAR: Zenginleşiyor Muyuz, Rakamlar Mı Büyüyor?

Yeni OVP’nin en dikkat çekici hedeflerinden biri kişi başına gelirde öngörülen hızlı yükseliş. 2024’te 15.325 dolar olan kişi başına gelirin 2025’te 18.103 dolara, 2026’da 20.523 dolara; ardından 2027’de 22.285, 2028’de 23.419 ve 2029’da 24.842 dolara ulaşması bekleniyor:

Bu hedeflerin gerçekleşmesi, Türkiye’nin dolar bazında kişi başına gelirinde önemli bir sıçrama anlamına geliyor. Ancak rakamlardaki yükselişi gerçek bir refah artışı olarak değerlendirebilmek için iki kritik noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor: kur etkisi ve gelir dağılımı.

Birincisi, kur etkisi. OVP’deki TL ve dolar cinsinden GSYH tahminleri birlikte değerlendirildiğinde, 2027 için yaklaşık 56,05 TL, 2028 için 63,69 TL ve 2029 için 68,82 TL örtük ortalama dolar kuru ortaya çıkıyor. Dolayısıyla dolar cinsinden kişi başına gelirdeki yükseliş yalnızca üretim ve verimlilik artışına değil, TL’nin reel değerine de bağlı.

İkincisi ve belki daha önemlisi, gelir dağılımı. Çünkü kişi başına gelir bir ortalamadır; ortalamanın yükselmesi, toplumun tamamının aynı ölçüde zenginleştiği anlamına gelmez. Milli gelir artarken ücretlinin, emeklinin, dar ve orta gelirli hanelerin satın alma gücü aynı ölçüde artmıyorsa, makroekonomik göstergelerdeki iyileşme günlük hayata yeterince yansımıyor demektir.

Bu nedenle asıl soru, Türkiye’nin kişi başına gelirde 25 bin dolara yaklaşıp yaklaşamayacağından daha kapsamlıdır: Artan milli gelir toplumun ne kadarına, ne ölçüde ve ne kadar adil yansıyacak?

Çünkü gerçek refah, yalnızca dolar cinsinden kişi başına gelirin yükselmesiyle değil; insanların satın alma gücünün, yaşam standardının ve milli gelirden aldığı payın artmasıyla ölçülür. Asıl sınav, rakamlardaki zenginleşmenin mutfağa, sofraya ve toplumun geniş kesimlerinin hayatına ne kadar yansıyacağıdır.

ENFLASYON: OVP’ninEn Büyük Güven Sınavı

Geçmiş OVP hedefleriyle gerçekleşmeler arasındaki en büyük kopuş kuşkusuz enflasyonda yaşandı.

2020-2022 OVP’sinde 2021 için yüzde 6 enflasyon öngörülürken gerçekleşme yüzde 36,1 oldu. 2021-2023 OVP’sinde 2022 hedefi yine yüzde 6 iken enflasyon yüzde 64,3’e çıktı. 2022-2024 OVP’sinde 2023 için yüzde 8 hedeflenirken gerçekleşme yüzde 64,8; 2023-2025 OVP’sinde ise 2024 için yüzde........

© 12punto