menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail’in gölgesinde Yunanistan Savunma Bakanı tehditte sınır tanımıyor

62 0
04.05.2026

Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, Atina’da düzenlenen 3. Uluslararası Deniz Güvenliği Konferansı’nda bir konuşma yaptı. Konuşma detaylarına ve değerlendirmesine girmeden önce etkinlikten bahsedelim. Eugenides Vakfı ev sahipliğinde düzenlenen konferans serisi, yalnızca akademik bir etkinlik değil, Yunanistan’ın deniz jeopolitiği, deniz güvenliği ve çok alanlı harp yaklaşımını kurumsallaştırma çabasının somut bir yansıması olarak öne çıkıyor.

Vakıf, 1956 yılında Yunan Armatör ve hayırsever Eugenios Eugenidis tarafından denizcilik eğitimine katkı sağlamak üzere kuruldu ancak son zamanlarda jeopolitik ve deniz güvenliği tartışmalarının merkezi haline geldi. ‘’Jeopolitik, jeoekonomik ve teknolojik kırılmalar çağında deniz güvenliği” ana teması altında gerçekleştirilen son konferans, klasik deniz gücü anlayışının ötesine geçen, sistem temelli ve çok katmanlı bir güvenlik mimarisinin tartışıldığı bir platform niteliği taşıyor.

Konferansta icra edilen paneller, küresel deniz ticaretinin güvenliği, kritik boğazlar (Hürmüz, Bab el-Mendeb), yapay zekâ destekli harp sistemleri, deniz alanında teknolojik dönüşüm ve gri bölge çatışmaları üzerine odaklanmış. Bu başlıklar, dünyanın (gemi sahipliği ve bayrak sahipliği ile birlikte ) en büyük tonajlı deniz ticaret filosunu işleten Yunanistan’ın deniz perspektifinin yalnızca Ege ile sınırlı kalmadığını Karadeniz’den Hint Okyanusu’na, Doğu Akdeniz’den küresel ticaret hatlarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor.

Etkinliğin organizasyon yapısı dikkat çekicidir. İçinde devlet, akademi, özel sektör ve düşünce kuruluşları da var, armatörler, liman işletmecileri ve lojistik aktörler de. Konferans hepsini sanki bir savaş dönemine hazırlık kapsamında aynı zeminde buluşturan hibrit bir model ortaya koyuyor. Uluslararası düzeyde ise Amerikan Stratfor (Gölge CIA) gibi kurumlarla bağlantılı Rodger Baker ve Mackinder Forum çevresinden isimlerin katılımı, konferansın yalnızca ulusal değil, Batı ( İsrail) güvenlik mimarisiyle entegre bir düşünce ağına dayandığını göstermektedir.

Konferansın en dikkat çekici konuşması, Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias tarafından gerçekleştirilmiş. Dendias’ın konuşması, Yunan savunma doktrininde yaşanan dönüşümün açık bir ilanı niteliğinde. Dendias gerek Yunan Milli Gücünün sınırlarını gerekse evrensel mantık ve bilginin rehberliğini zorlayarak yaptığı konuşmada, hem Türkiye’ye ilişkin dikkat çeken mesajlar vermiş hem de Yunan deniz gücünün geleceğine yönelik planları açıklamış.

Her yerden, Her Silahla Saldıracağız

Dendias, Türkleri kastederek “Gelecekte potansiyel saldırgan şunu bilmek zorunda kalacak, yalnızca Ege’den değil, Doğu Akdeniz’den ve gerekli gördüğümüz her yerden, koruma altındaki platformlardan çok sayıda stratejik füze ile karşılık verebileceğiz.’’ Geleceğin kuvvet yapısı ve stratejisi hakkında şunları ilave ediyor: ‘Elbette Ege’yi koruyacağız. Hem de bugüne kadar olduğundan çok daha iyi koruyacağız. Ama bunu çok daha karmaşık bir yöntemle yapacağız. Bunu füzelerle yapacağız. Bunu insansız deniz araçlarıyla yapacağız. Bunu su üstünde görev yapan küçük platformlarla yapacağız. Bunu su altında görev yapacak insansız sistemlerle yapacağız. Böylece Ege’nin güvenliğini geçmişe kıyasla çok daha ekonomik bir şekilde sağlayacağız. Büyük platformlarımıza ise hareket ve caydırıcılık özgürlüğü kazandıracağız…Ajanda 2030 çerçevesinde “Aşil’ in Kalkanı” adını verdiğimiz bir girişim başlattık. Bu sistem beş katmandan oluşuyor: Deniz Kara, Hava, Siber uzay, Uzay…’’

Nikos Dendias’ın ortaya koyduğu bu yaklaşım, ilk bakışta çağın ruhunu yakalayan bir dönüşümü tarif ediyor. Dağıtık yapılar, düşük maliyetli vurucu unsurlar, insansız sistemler ve ağ merkezli savaş… Ancak mesele süslü konsept ve doktrinler üretmek değil, bunu sürdürülebilir kılmaktır. “Aşil ’in Kalkanı” gibi çok katmanlı ve teknoloji yoğun modeller kâğıt üzerinde kusursuz görünür, fakat savaşın kendisi teknoloji vitrini değil, dayanıklılık testidir. Bu tür bir yapının gerçek belirleyicileri kan ve demirdir. Kanı besleyen savaşa hazır insan gücü, demiri besleyen ise süreklilik, dayanıklılık, üretim gücü ve bunları destekleyen sanayi ve finans altyapısıdır. Yunanistan’ın mevcut ekonomik kapasitesi, savunma sanayiinde dışa bağımlılığı ve çok sınırlı üretim yeteneği düşünüldüğünde, uzun süreli bir çatışmada hayal edilen ve konsepte dökülen sistemin nasıl idame edileceği ciddi bir soru işaretidir. Füze stokları tükendiğinde yerine ne konulacaktır? Sensör-ağ mimarisi elektronik karıştırma altında ve intihar SİHA’larının kinetik saldırıları sonunda nasıl ayakta kalacaktır? Uydu destekli sistemler kriz ve savaş anında kesintisiz nasıl işletilecektir? Bunlar teorik değil, doğrudan savaşın kaderini belirleyen sorulardır. Dolayısıyla Dendias’ın çizdiği model, teknolojik olarak doğru bir yönü işaret etse de arkasındaki üretim, lojistik ve ekonomik sürdürülebilirlik sağlanmadığı sürece, sahada belirleyici bir üstünlükten ziyade kırılgan bir bağımlılık üretme riski taşır.

Dendias konuşmasında şunu söylüyor: ‘’Bizim yapmamız gereken tek şey, komşumuzdan gelebilecek herhangi bir tehdidi caydıracak kadar güçlü olmaktır. Yunanistan 360 derecelik bir bakış açısına sahip olmalıdır. Bu 360 derecenin 220-230 derecesi denize bakmaktadır. Dolayısıyla deniz ortamında nasıl hareket ettiğimiz, bizim için hayati önemdedir… Büyük platformlarımıza ise hareket ve caydırıcılık özgürlüğü kazandıracağız… Ege’de Türkiye’ye karşı bir oldu bitti yaratmaları halinde karşılaşacakları senaryoyu dile getirerek de şunları ekliyor: ‘’Çünkü şimdiye kadar karşı karşıya kaldığımız senaryo şuydu: Birileri gelir, küçük bir adamızı işgal eder. Sonra Yunanistan’ın önüne şu soru konur: Ne yapacağız? Topyekûn savaş mı ilan edeceğiz? Doğu Trakya’ya mı gireceğiz? Yoksa geri almak için son derece zor bir operasyon mu düzenleyeceğiz?’’

Burada asıl sorun “caydırıcılık” kavramının yanlış yere oturtulması. Yunanistan’ın amacı Türkiye’yi caydırmak olmamalı. Çünkü Türkiye açısından bazı başlıklar sıradan rekabet değil, doğrudan yaşamsal çıkar meselesidir. 12 milin tek taraflı ilanı, Ege veya Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığımızda fiili oldu bitti yaratılması ya da Sevilla haritasının sahada dayatılması gibi girişimler, Türkiye tarafından sadece statükoyu bozan hamleler olarak görülmez, böyle bir durumda sorun caydırma ve tırmanma perspektifinden çıkar ve Türkiye için yaşamsal öncelik alanına terfi eder.........

© 12punto