Ceza muhakemesinde gizli tanık beyanları ve doğrulanabilirlik sorunu
Ceza muhakemesinin temel amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bununla birlikte, maddi gerçeğe ulaşma amacı, kullanılan araçların hukuk devleti ilkesi ve adil yargılanma hakkının güvenceleriyle uyumlu olmasını zorunlu kılar. Nitekim ceza muhakemesinde meşruiyet, yalnızca ulaşılan sonuçtan değil, sonuca hangi yöntemlerle ulaşıldığından da kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, suçla etkin mücadele ihtiyacı ile savunma hakkının korunması arasında kurulacak denge, modern ceza muhakemesinin en hassas meselelerinden birini oluşturmaktadır.
Gizli tanık kurumu da tam bu alanda ortaya çıkmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 58. maddesi ile 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu, belirli koşullar altında tanığın kimliğinin gizli tutulmasına imkân tanımaktadır. Özellikle örgütlü suçlar bakımından tanığın hayatı, beden bütünlüğü veya yakınlarının güvenliğinin tehlikeye düşmesi ihtimali karşısında, devletin koruma yükümlülüğü bulunduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle gizli tanıklık, hukuk düzeninin bütünüyle reddettiği bir kurum olmayıp, istisnai koşullar altında başvurulabilen bir koruma mekanizması niteliği taşımaktadır.
Esasen tartışma da gizli tanık kurumunun mevcudiyeti üzerinde değil, bu kuruma ceza muhakemesi içerisinde hangi ölçüde delil değeri atfedilmesi gerektiği noktasında yoğunlaşmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de gizli tanık kurumunu kategorik olarak hukuka aykırı kabul etmemektedir. Aksine Mahkeme, örgütlü suçlarla mücadele ve tanıkların korunması ihtiyacının meşru bir amaca dayandığını kabul etmektedir. Bununla birlikte, savunma hakkı ile tanığın korunması arasında adil bir denge kurulmasının zorunlu olduğu da sürekli olarak vurgulanmaktadır.
Nitekim AİHM, Doorson/Hollanda ve Van Mechelen/Hollanda kararlarında, güvenlik gerekçesiyle tanık kimliğinin gizlenmesini ilke olarak mümkün........
