Bir millete kefen biçmek: Sevr
Geçen hafta Selanik’teydim.
Atatürk’ün doğduğu evi gezerken insan bir süre sonra tarihe değil, Mustafa Kemal’in kendisine bakmaya başlıyor.1881’de o evde dünyaya gelen bir çocuğa…
Bahçede bir ağaç var. Ali Rıza Efendi’nin diktiği ve küçük Mustafa’nın altında oynadığı anlatılan bir ağaç. Altında dururken aklıma nedense Söğüt geldi.Osmanlı’nın kuruluş anlatısında Osman Gazi’nin rüyasında büyüyen, dalları dünyaya yayılan o büyük ağaç…Söğüt’te bir ağacın gölgesinde büyüyen imparatorluk fikri, yüzyıllar sonra Selanik’te başka bir ağacın altında oynayan bir çocuğun hayatında kapanacak; o çocuk çöken imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet kuracaktı.
Tarihin böyle bir planı yoktu elbette. Ama bazen tarih, insanın karşısına belgelerden daha güçlü semboller çıkarıyor.
Evden çıktım, Selanik’in sokaklarında yürüdüm. Deniz, kıyıya açılan şehir, sokakların ritmi, Ege’nin kokusu…Garip biçimde İzmir’i, hatta Karşıyaka’yı düşündüm.Mustafa Kemal doğduğu Selanik’i kaybetti.Annesi Zübeyde Hanım ise yıllar sonra Ege’nin öteki kıyısında, Karşıyaka’da toprağa verildi.
Elbette “Selanik’e benzediği için Karşıyaka’ya defnedildi” diyemeyiz. Bunun tarihsel bir dayanağı yok. Zübeyde Hanım sağlık sorunları nedeniyle geldiği İzmir’de 14 Ocak 1923’te hayatını kaybetti.
Ama Selanik’i gördükten sonra insan şu tesadüfün romantizminden kaçamıyor:
Bir tarafta doğduğunuz şehir… Diğer tarafta annenizin sonsuzluğa uğurlandığı şehir…Aralarında aynı Ege. Mustafa........
