Berbat bir çağda iyi hayatı hatırlamak
Geçenlerde Manhattan günlerimden kalma eski bir alışkanlıkla kütüphanemi yağmalarken kendimi yine felsefe tarihinin o tanıdık ama bir o kadar da yorucu sularında buldum. Lacan yapay zekaya ne derdi diye düşünmekten saçlarıma kendine nasılsa yer bulup birkaç ak daha düşürmüşken, asıl sormamız gereken soruyu ıskaladığımızı fark ettim: Bu berbat çağda, vasatlığın böylesine demokratikleştiği bir dünyada ‘iyi hayat’ dediğimiz şey gerçekten mümkün mü?
Bizim Nişantaşı ile Bebek kafeleri arasında turlayıp, akşam deniz kenarında beyaz şarap eşliğinde balık yerken tüm Türkiye’nin (hatta dünyanın) o huzurlu fanustan ibaret olduğunu sanan aydınlarımız var ya; işte en çok onlar hayata dair o mühim “gerçeklik kontrolünü” kaybetmiş durumdalar. Gerçek hayat oralarda bir yerde akıp giderken, biz burada kendi yarattığımız hayal dünyalarının içinde debelenip duruyoruz. Televizyonlardaki konuşma programlarına........
