Türkiye Nükleer Silah İster mi?
Ankara’daki NATO Zirvesi sırasında İngiliz bir gazeteci bana şu soruyu yöneltti: “Uluslararası güvenlik ortamı daha da kötüleşirse, önümüzdeki dönemde hangi ülkeler nükleer silaha sahip olmak isteyebilir? Türkiye de bunlardan biri mi?”
On yıl önce bu soru büyük ölçüde teorikti. Bugün ise yalnızca akademisyenlerin tartıştığı varsayımsal bir senaryo değil; devlet başkanlarının, genelkurmayların ve ulusal güvenlik kurumlarının üzerinde çalıştığı gerçek bir stratejik mesele.
Çünkü dünya yeniden nükleer caydırıcılık çağına girmiş bulunuyor.
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra uluslararası sistemin giderek daha istikrarlı hale geleceği, ekonomik karşılıklı bağımlılığın savaş ihtimalini azaltacağı ve nükleer silahların önemini yavaş yavaş kaybedeceği düşünülüyordu. Liberal uluslararası düzenin güçleneceği, ticaretin çatışmanın önüne geçeceği ve küreselleşmenin güvenliği pekiştireceği varsayılıyordu.
Ancak son on yılda yaşanan gelişmeler bunun tam tersini gösterdi. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Çin ile ABD arasındaki stratejik rekabet, İran’ın hızlanan nükleer faaliyetleri, Kuzey Kore’nin gelişmiş füze programı ve Orta Doğu’da bozulan güç dengesi, nükleer caydırıcılığı yeniden uluslararası siyasetin merkezine taşıdı.
Bugün dünya yaklaşık on iki bin nükleer savaş başlığının bulunduğu, büyük güçlerin cephaneliklerini modernize ettiği, hipersonik sistemlerden yapay zekâ destekli komuta-kontrol altyapılarına kadar yeni teknolojilere yüz milyarlarca dolarlık yatırım yaptığı yeni bir güvenlik dönemine girmiş durumda.
Sorun teknoloji değil, güvenlik açığı
Aslında günümüzde nükleer silah sahibi olmak isteyen ülkelerin önündeki en büyük engel teknoloji değildir.
Japonya, Güney Kore, Almanya, Kanada ve Türkiye gibi birçok ülke, gerekli siyasi karar alınması halinde orta vadede nükleer silah geliştirebilecek bilimsel altyapıya, sanayi kapasitesine ve yetişmiş insan kaynağına sahiptir. Uluslararası strateji literatüründe buna nuclear latency, yani “nükleer eşik kapasitesi” denilmektedir.
Dolayısıyla asıl belirleyici soru teknoloji değil, güvenliktir.
Bir ülke kendisini ne kadar güvende hissediyor?
Uluslararası ilişkilerde devletler çoğu zaman saldırgan oldukları için değil, kendilerini yalnız hissettikleri için nükleer seçeneği değerlendirmeye başlarlar. Güvenilir ittifaklar sürdüğü sürece nükleer silah ihtiyacı azalır. Güven zayıflamaya başladığında ise stratejik hesaplar hızla değişebilir.
İran’ın bombası yalnızca İran’ın bombası olmayacaktır
Bugün küresel nükleer yayılma açısından en kritik ülke kuşkusuz İran’dır.
İran’ın açık biçimde nükleer silah sahibi olması yalnızca Tahran’ın askerî kapasitesini artırmayacaktır; bütün Orta Doğu’nun güvenlik mimarisini değiştirecektir. Bölgede fiilen nükleer silaha sahip olduğu yaygın biçimde kabul edilen İsrail zaten bulunmaktadır. İran’ın da aynı kategoriye geçmesi, bölgesel güç dengesini kökten değiştirecektir.
Böyle bir durumda Suudi Arabistan’ın uzun süre nükleer olmayan bir........
