Türkiye’nin Yeni Ana Muhalefeti Ne Sunmalı: Alternatif Bir Devlet Aklı
Türkiye siyaseti, alışılmış iktidar-muhalefet rekabetinin ötesine geçen yeni bir eşiğe yaklaşıyor.
Bir tarafta, uzun yıllardır ülkeyi yöneten, devlet mekanizmasına hâkim, güçlü bir siyasi teşkilata ve önemli bir toplumsal tabana sahip iktidar bulunuyor. Diğer tarafta ise kendisini artık yalnızca itiraz eden bir siyasi güç olarak değil, giderek daha belirgin biçimde iktidara hazır bir alternatif olarak sunan ana muhalefet var.
Bu değişim önemlidir, çünkü toplumun beklentisi de değişmiştir.
Ana muhalefetin yalnızca iktidarın neyi yanlış yaptığını anlatması artık yeterli değildir. Neyi farklı yapacağını, bunu kimlerle gerçekleştireceğini ve iktidarın el değiştirmesinden sonraki ilk sabahtan itibaren ülkenin nasıl yönetileceğini açıklaması gerekir.
Seçmenin zihnindeki soru giderek daha somut hâle geliyor:
İktidar değişirse ertesi gün ne olacak?
Bakanlar hangi ölçütlerle seçilecek? Ekonomi nasıl yönetilecek? Zayıflayan kurumlar nasıl ayağa kaldırılacak? Hukukun üstünlüğü nasıl yeniden tesis edilecek? Siyasi kutuplaşma nasıl azaltılacak? Türkiye hızla değişen dünyada kendisini nasıl yeniden konumlandıracak?
İnsanlar yalnızca değişim istemiyor.
Değişimin ehil ellerde yönetilip yönetilemeyeceğini de bilmek istiyor.
Kırk yılı aşkın meslek hayatım boyunca diplomasi, uluslararası kuruluşlar, enerji, yatırım ve küresel iş dünyasında ülkelerin yükselişlerine, gerileyişlerine ve kendilerini yeniden inşa etme çabalarına tanıklık ettim. Bu tecrübelerden bana kalan temel ders şudur:
Milletler çoğu zaman yanlış cevaplar verdikleri için değil, doğru soruları sormayı bıraktıkları için geriler.
Türkiye’nin bugün doğru sorulara, inandırıcı cevaplara ve bu cevapları politikaya dönüştürebilecek yetkin kadrolara ihtiyacı var.
İktidara talip herhangi bir ana muhalefetin topluma açık biçimde vermesi gereken yedi temel mesaj bulunuyor.
1. Türkiye’nin En Büyük Açığı Güvendir
Türkiye’nin gündemi enflasyon, faiz, döviz kuru, işsizlik ve hayat pahalılığı tarafından belirleniyor.
Bunlar gerçek ve ağır sorunlardır. Ancak aynı zamanda daha derin bir hastalığın belirtileridir: güven kaybının.
Hukuk sistemine güvenmeyen yatırımcı uzun vadeli sermaye bağlamaz. Kuralların değişeceğini düşünen sanayici yatırımını erteler. Maliyetleri ve destekleri öngöremeyen çiftçi üretimini büyütmez. Yeteneğinin ve emeğinin karşılığını alamayacağını düşünen genç geleceğini yurt dışında arar.
Uluslararası yatırım görüşmelerinde bir ülke hakkında sorulan ilk soru çoğu zaman vergi oranı değildir.
Asıl soru şudur:
Bu ülkeye güvenebilir miyiz?
Kurallar beş yıl sonra da geçerli olacak mı? Sözleşmeler uygulanacak mı? Mahkemeler bağımsız olacak mı? Ekonomi politikası öngörülebilir kalacak mı?
Türkiye’nin kendi vatandaşları da aynı soruları soruyor.
Güven kaybolduğunda yalnızca yabancı sermaye değil, yerli sermaye de geri çekilir. Toplumun zaman ufku kısalır. İnsanlar gelecek kurmak yerine günü kurtarmaya yönelir.
Bu nedenle ana muhalefetin temel vaadi yalnızca enflasyonu düşürmek veya büyümeyi hızlandırmak olmamalıdır.
Şunu söylemelidir:
Türkiye’yi yeniden güvenilir bir devlet hâline getireceğiz.
Ekonomi güven üretmez.
Güven ekonomiyi üretir.
2. Biz Sadece Seçim Kazanmaya Değil, Devleti Yönetmeye Hazırlanıyoruz
Bir muhalefet partisi eleştiriyle ayakta kalabilir.
Fakat iktidara talip bir siyasi hareket yalnızca eleştiriyle yetinemez.
Devleti yönetmek; kadro, kurum, program, takvim, kriz planı ve uygulama kapasitesi gerektirir.
Ana muhalefet hazırlığını bugünden göstermelidir.
Ekonomi, dış politika, adalet, eğitim, enerji, tarım, savunma, teknoloji, sağlık ve kamu yönetimi alanlarında ekipler şimdiden çalışıyor olmalıdır.
Bu ekipler yalnızca parti merkezinden oluşmamalıdır. Üniversitelerden, iş dünyasından, bürokrasiden, belediyelerden, sivil toplumdan ve yurt dışındaki Türk insan kaynağından yararlanılmalıdır.
İnandırıcı bir gölge kabine kurulmalıdır.
Her gölge bakan, sorumlu olduğu alanın mevcut durumunu, bütçe sınırlarını, hukuki ihtiyaçlarını ve ilk........
