Bir Fransız Ev Sahibesi’nin Bourgogne’da Bana Öğrettiği Medeniyet Dersi
Hayatta bazı dersleri üniversitelerde alırsınız. Bazılarını büyükelçilik koridorlarında, uluslararası müzakerelerin sert atmosferinde ya da yılların iş hayatında öğrenirsiniz. Ama bazı dersler vardır ki ne bir profesörden ne de bir devlet adamından gelir. Hiç tanımadığınız bir insanın birkaç cümlesi, zihninizde yıllarca yaşayacak bir hayat dersine dönüşür. Benim unutamadığım derslerden biri de yıllar önce Fransa’nın Bourgogne bölgesindeki küçük bir köyde karşıma çıktı.
O gün bana verilen en değerli şey ne şöminesi yanan sıcak bir oda ne de kusursuz Fransız misafirperverliğiydi. Asıl hediye, medeniyetin ne olduğuna dair sessiz ama son derece güçlü bir dersti.
Sessizliğin İçinde Bir Köy
O yıllarda Paris’te yaşıyor, OECD’de çalışıyordum. Yoğun toplantılar, raporlar ve bitmek bilmeyen seyahatler arasında uzun zamandır üzerinde çalıştığım kitabımın son bölümlerini tamamlamaya çalışıyordum. Şehrin temposu artık düşünmeme izin vermiyordu.
Bir cuma günü direksiyona geçtim. Aslında niyetim Nice’e gitmekti. Sonra rotamı değiştirdim ve Bourgogne’a yöneldim. Amacım birkaç günlüğüne dünyadan uzaklaşıp sessiz bir köşede kitabımı bitirmekti.
Beaune yakınlarında küçük bir köye ulaştığımda sonbahar bütün ihtişamıyla kendini gösteriyordu. Üzüm bağları altın ve kızıl tonlarına bürünmüş, taş evler yumuşak güneş ışığında adeta bir tabloya dönüşmüştü. Köyün girişindeki küçük restoranda öğle yemeği yerken geceyi geçirebileceğim sakin bir yer sordum. Restoran sahibi, arkeolog bir çiftin zaman zaman misafir kabul ettiğini söyledi.
Yaşayan Bir Medeniyet Evi
Kapı açılır açılmaz kendimi bir pansiyonda değil, yaşayan bir müzede buldum. Bahçede Roma sütun başlıkları, eski seramikler, bronz objeler ve Ortadoğu kazılarından getirilmiş taş eserler vardı. Lavanta kokuları arasında dolaşırken farklı medeniyetlerin aynı bahçede sessizce buluştuğunu hissediyordunuz.
Ev sahipleri ömürlerini arkeolojik kazılarda geçirmiş, emekliliklerinde ise bu eski konağı tarihin ve kültürün yaşadığı bir mekâna dönüştürmüşlerdi.
Bana gösterdikleri ilk oda........
