menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aynaya bakmadan Türkiye düzelmez

22 0
18.06.2026

Türkiye’de hemen her konuda bir sorumlu bulmakta zorlanmıyoruz.

Ekonomi bozulursa hükümetleri suçluyoruz.

Siyaset tıkanırsa partileri.

Eğitim gerilerse sistemi.

Dış politikada sorun yaşarsak yabancı ülkeleri.

Bazen Amerika’yı, bazen Avrupa’yı, bazen küresel sermayeyi, bazen de görünmeyen dış güçleri…

Elbette bunların her birinin payı olabilir.

Ancak çoğu zaman sormaktan kaçındığımız daha zor bir soru vardır:

Acaba ülke olarak yaşadığımız sorunların ne kadarı bize ait?

Çünkü toplumlar gökten inmez.

Devletler de başka bir gezegenden gelmez.

Bir ülke, onu oluşturan milyonlarca insanın karakterinin, alışkanlıklarının ve değerlerinin büyütülmüş halidir.

Bu nedenle bir ülkenin ekonomisini, siyasetini, hukuk sistemini ve uluslararası itibarını anlamak için bazen Ankara’ya değil, evlerin içine bakmak gerekir.

Çünkü devlet dediğimiz yapı çoğu zaman toplumun aynadaki yansımasından başka bir şey değildir.

Vatandaş Neyse Devlet Odur

Biz çoğu zaman devleti kendimizden ayrı bir organizma gibi görürüz.

Sanki başka bir yerde yaşayan, başka insanlardan oluşan, başka kurallarla işleyen bir yapıymış gibi…

Oysa devlet dediğimiz şeyin tuğlaları insanlardan oluşur.

Siyasetçiler bu toplumun içinden çıkar.

Bürokratlar bu toplumun içinden çıkar.

İş insanları bu toplumun içinden çıkar.

Gazeteciler bu toplumun içinden çıkar.

Akademisyenler, öğretmenler, hâkimler, savcılar, diplomatlar, generaller ve istihbaratçılar bu toplumun içinden çıkar.

Onlar Mars’tan gelmez.

Bizim yetiştirdiğimiz insanlardır.

Bizim değerlerimizin ürünüdür.

Bizim eğitim sistemimizin sonucudur.

Bizim kültürümüzün yansımasıdır.

Bu nedenle toplum ile devlet arasına kalın duvarlar örmek çoğu zaman gerçeği görmemizi engeller.

Aslında mesele son derece basittir:

Vatandaş neyse devlet odur.

Bir toplumda insanlar günlük hayatlarında kurallara saygı göstermiyorsa kurumların kusursuz işlemesini beklemek gerçekçi değildir.

İnsanlar kendi çıkarları için kuralları esnetmeyi doğal görüyorsa kamu yönetiminde de benzer davranışlar ortaya çıkar.

Torpil isteyenle torpil yapan aynı kültürün ürünüdür.

Rüşvet verenle rüşvet alan aynı zihniyet ikliminde yetişmiştir.

Vergi kaçıranla kamu kaynaklarını hoyratça kullanan birbirinden tamamen farklı dünyaların insanları değildir.

Çoğu zaman aynı davranış kalıplarının farklı yansımalarıdır.

Bu yüzden yalnızca devleti eleştirip toplumu aklamak kolaydır ama doğru değildir.

Çünkü devlet, toplumun büyütülmüş halidir.

Yarının Türkiye’si Bugün Evlerde Yetişiyor

Bugün yetiştirdiğimiz çocuklar yarının Türkiye’sini yönetecek.

Onlar geleceğin iş insanları olacak.

Diplomatları olacak.

Silahlı kuvvetlerin komutanları olacak.

İstihbarat teşkilatının yöneticileri olacak.

Hâkimleri ve savcıları olacak.

Öğretmenleri olacak.

Bakanları olacak.

Belki de cumhurbaşkanları olacak.

Bu nedenle Türkiye’nin geleceği yalnızca Meclis’te, bakanlıklarda veya şirket merkezlerinde şekillenmiyor.

Bugün evlerimizde şekilleniyor.

Çocuğuna dürüstlüğü öğretemeyen bir toplum yarın dürüst yöneticiler bekleyemez.

Sorumluluk duygusunu........

© 10 Haber