menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Keşke PISA’da başarılı olunca eğitimin sorunları da düzelseydi

66 0
11.09.2026

Keşke PISA’da başarılı olunca eğitimin sorunları da düzelseydi

Şu son birkaç gündür yaşanan PISA tartışmasına bakmak bile Türkiye’de eğitimin ana sorununlarından birinin ne olduğunu ortaya koyuyor bana soracak olursanız.

Biz, eğitimi sınav sanıyoruz ve sınavda başarılı olmanın eğitimde de başarı anlamına geldiğine inanıyoruz.

Oysa eğitim bilgidir; eski bilginin nasıl ortaya çıktığına bakıp yeni bilgi üretme yollarını öğrenmek demektir. Öğrenmek.

Evet, elbette öğrenip öğrenmediğimizi ölçmemiz gerek, bunun için sınav yapıyoruz. Ama sınavı ve sınavda başarıyı tek başına eğitimin yegane ölçütü gibi görmeye başladığımızda eğitimin ana amacından uzaklaşmaya başlıyoruz.

Eğitim dediğimiz şey belirli varsayımlarla yola çıkar. Bu varsayımlardan başlıcası, bütün çocukların (çok az sayıda öğrenme güçlüğü olan çocuk dışında) öğrenmeye yetkin olduğudur. Yeter ki siz öğretmesini bilin.

Bu varsayımın doğal sonucu şudur: Eğitimin amacı herkese öğretmektir; sadece bazılarına değil.

Dünyadaki bütün eğitim sistemlerinin hedefi budur: Herkese öğretmek.

Ve yine, dünyadaki bütün eğitim sistemlerinin başa çıkmaya çalıştığı sorun da budur: Herkese eşit derecede öğretememek.

Türkiye’nin çok eleştirdiğimiz eğitim sisteminin temel sorunu da budur.

Dünyadaki eğitim sistemlerini yarıştıracaksak, yarışın alanı da budur: Ne kadar eşitlikçi bir eğitim verebiliyorsunuz? Yani, ne kadar çok çocuğa birbirine yakın seviyelerde öğretebiliyorsunuz?

Bu eşitlik arayışı sınıftan başlar. Bir sınıfta bir çocuk sınavda 100 alıyorsa ama başka çocuklar aynı sınavda 10-20-30 gibi düşük notlar alıyorsa bu bir sorundur. Demek ki öğretmen sınıftaki herkese eşit derecede öğretememiş.

Elbette sınıftaki çocuklar arasında farklar olacaktır ama bu fark en fazla ne kadar olabilir veya olmalıdır? Örneğin Finlandiya, yüzde 20 farkı kabul edilebilir buluyor; başka ülkelerde bu fark biraz daha fazla olunca da müsamaha görüyor. Peki Türkiye’de nedir kabul edilebilir fark oranı? Bunu bilmiyoruz. Milli Eğitim’in böyle bir performans kriteri var mı, onu da bilmiyoruz.

Sadece sınıf da değil; aynı dersi veren bütün sınıflar arasında da fark çok az olmalı. Hatta giderek ülkedeki bütün sınıflar arasındaki fark da mümkün olduğunca az olmalı. Yani öğretmenler ve onların öğrettikleri mümkün olduğunca standart, birbirine yakın olmalı.

Bu eşitlikçiliğin sağlanıp sağlanamadığını görmenin başlıca yolu, öğrenciyi birbiriyle yarıştırmayan, onun yerine tek tek her öğrencinin bilgisini ölçmeye çalışan sınavlar yapmak.

Türkiye nihayet bu bilgi ölçme sınavlarına........

© 10 Haber