menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bu paranoya dalgasını anlayabilen, sırlarını çözen var mı?

62 0
01.07.2026

Bu paranoya dalgasını anlayabilen, sırlarını çözen var mı?

Ertuğrul Özkök bir seferinde, “Lider dediğin paranoyak olur” demişti.

Bu cümleyi söyleme sebebi ona anlattığım bir sohbetti. Tayyip Erdoğan o zaman Başbakandı, bir gün haber geldi, benimle İstanbul’da görüşecekti.

Erdoğan o akşam Şişli’deki Cevahir Otel’de bir düğünde şahitlik yapacaktı, beni de otele çağırdılar ve bir küçük toplantı odasına aldılar. Az sonra düğünden ayrılan Erdoğan yanında danışmanları Akif Beki ve Yalçın Akdoğan’la geldi.

El sıkıştık, kısaca hal hatır soruldu, başlangıçtaki “small talk” sırasında Erdoğan, geçenlerde kaybettiğimiz Hüsamettin Cindoruk’un o sıralar bir parti kurma çabası içinde olduğuna dair haberlerden söz etti.

Ben her zamanki çok bilmişliğimle “Çok ciddiye alınacak bir şey yok” dedim, o ise üsteledi: “Ama destekçileri çok kuvvetliymiş.”

Ben yeniden ciddiye almayınca o bu Cindoruk’un arkasındaki destekçiler konusunu bir daha söyledi. O zaman, “Siz başbakansınız, benden fazla bilgiye sahipsiniz” dedim, sustum.

Erdoğan’ın ‘Cindoruk’un destekçisi’ diye kastettiği ismin, patronum Aydın Doğan’ın hayattaki en yakın arkadaşı rahmetli Taylan Bilgel olduğunu akıl etmem biraz zamanımı aldı, yani jetonum geç düştü. Taylan Abinin bir partiyi kuracak, var edecek bir mali kaynağı yoktu ve Başbakan Erdoğan herhalde mali kaynağın da Taylan Abi’nin can dostu Aydın Beyden geldiğini düşünüyordu.

Ne Cindoruk o partiyi kurdu ne de herhangi bir mali kaynağı oldu. Ama Tayyip Erdoğan birkaç adım öteyi düşünüyordu ve kendi aklında bazı noktaları birbirine birleştirmişti.

İşte Özkök’ün “Lider dediğin paranoyak olur” cümlesi bundan kaynaklanıyordu.

***

Gerçekten de, sadece Türkiye’de değil dünyanın dört bir yanında siyasi liderlerin başka herkesten önce kendi siyasi rakiplerini saptamaya ve onların önlerini kesmeye çalıştığına dair çok sayıda öykü biliriz.

Demokratik rejimlerde de bu böyledir ama sanırım en yüksek paranoya otoriter rejimlerde ve diktatörlüklerde yaşanır.

Bunun sebebi de belli: Bu rejimler genellikle tehdidi dışarıda değil içeride, en yakında görürler; çünkü bir diktatörü deviren şey çoğunlukla saray darbeleridir, dışarıdaki muhalefet değil.

Bu tür liderler açısından paranoya, neredeyse doğal bir hayatta kalma refleksi. Sürekli tehdit algılamaya çalışan bir radarları var ve bu radar 24 saat çalışıyor.

Ama bir de radarın ötesi var. Bu otoriter liderlerin etrafı her zaman ona rakipler, düşmanlar hakkında bilgi taşıyan dedikoducularla dolu olur. Lidere etrafta onun altını oymak isteyen kişilerle ilgili öyle çok dedikodu akar, öyle çok insan hakkında laf gelir ki, bir süre sonra lider kime güveneceğini şaşırır.

Bunu da bir sefer rahmetli Mesut Yılmaz çevresine anlatmıştı. Mesut Beye göre lidere o kadar çok kişi hakkında o kadar çok ve çelişkili bilgi aktarılınca, ve lider insan karakterinin güce yaklaşmak veya çıkar elde etmek için hangi kılıktan hangi kılığa girebildiğini bire bir gözlemledikçe insan türüne olan güvenini kaybederdi. O zaman da liderler genellikle en yakınlarına, ailelerine dönerler, sadece onlara güvenebileceklerini........

© 10 Haber