Odyssey’i seyredenlerle bir pazar sohbeti: Sokrates zehiri içmeden önce öyle bir şey söyledi ki…
Nereden bakarsanız bakın bir “Odysseus yılındayız…”
Bu film bir çoğumuzu yine Yunan felsefesine doğru götürdü.
Bendeki etkisi 824 sayfalık bir “Yunan Felsefesi” kitabını okumaya başlamak oldu.
O kitapta karşıma öyle bir cümle çıktı ki, bunu bu Pazar günü sizinle paylaşmak istiyorum.
Ama önce bir başka sorunun cevabı ile başlayacağım.
Yunan felsefesinin en büyüğü kimdir, Sokrates mi, Platon mu?
“Yunan felsefesinin en büyüğü kimdir?”
Bize hep şu cevabı verdiler:
“Platon…”
Düşünün, 12 Mart ve 12 Eylül’de solcu evlerini arayan polislerin bile en iyi bildiği kitap onun Devlet’iydi.
O kitabın aradığı asıl konusunun “Adalet nedir ve insan neden adil olmalıdır” sorusuna cevap aramak olduğunu hiçbir zaman öğrenemediler.
Belki de içgüdüsel olarak en büyük düşmanın o kitap olduğunu hissettiler.
Gençliğimden beri benim için en büyüğü hep Sokrates’ti
Bize okullarda üç isim verilirdi:
Sokrates, Platon ve Aristoteles…
Yunan felsefesi ile ilgilenmeye başladığım günden beri benim için bu sorunun cevabı hep şu oldu:
Sokrates.
Çünkü Sokrates, felsefenin yönünü değiştiren insandı.
Yani bir “Game changer”, bir “Paradigma kırıcısıydı…”
Bir insanın düşüncesi kadar hayata bakışı, hayatı yaşama biçimi ve farklılığını koyuş cesareti, benim için önemli oldu.
Şimdi Jean Brun’un bu çok kapsamlı çalışmasında onun hayatının bilmediğim ayrıntılarını da öğrendikçe ona hayranlığım daha da arttı.
Maça giden bir Yunan felsefecisi
Sokrates yoksul insandı. Kel ve çirkindi.
Bana çok benzeyen bir tarafı vardı, söylediğimde çok şaşıracaksınız.
Hayatı boyunca Atina’da yaşadı.
Sadece iki şey için Atina dışına gitti.
Biri askerlik için.
Bir savaş kahramanıydı…
Bir de “Maça gitmek” için Atina dışına çıktı.
“Maça gitmek” lafı insanın kulağına tuhaf geliyor ama bugünün diline çevirirseniz bu çıkıyor.
O dönemin “İstmos oyunlarını” seyretmek için Atina dışına çıkıyordu.
Korint kıstağında Deniz Tanrısı Possedion için düzenlenen müsabakalara yani.
Atletizm, güreş, boks, at ve araba yarışları…
Eşi çok huysuz bir kadındı, başına vazo fırlatırdı
Sokrates’in karakteri de ilginç.
Mesela eşi ile ilişkileri…
“Eşi Xanthippe’nin karakteri bütün Antik Çağ boyunca dillere destandı. Huysuz ve geçimsiz bir kadın olarak ün salmıştı.
Öyle ki; Ksenophon, onun geçmişte yaşamış, bugün yaşayan ve gelecekte yaşayacak bütün kadınların en çekilmezi olduğunu söylüyordu.”
Onu sürekli bağırıp çağırırken, kocasının yüzüne bir kap su fırlatırken ya da Sokrates bir arkadaşını yemeğe davet ettiğinde masayı devirirken anlatan pek çok hikâye vardı Atina’da.
Sen de kazların bağırmasına tahammül etmiyor musun?
Sokrates ise ona karşı sabırlı ve tevekküllü davranıyordu.
Arkadaşı Alkibiades, Sokrates’in sürekli bağırıp duran bu eşine karşı gösterdiği sabra şaşırıyordu.
Sokrates ise ona şöyle demişti:
“Sen kendi kazlarının bağırmasına katlanmıyor musun?”
Alkibiades şu cevabı verdi:
“Evet, ama onlar bana yumurta ve yavru kaz veriyorlar.”
“İşte”, diye karşılık verdi Sokrates,........
