menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaş sürerken birkaç iyi şey oldu, gürültüye gitmesin

23 0
29.03.2026

Züğürt tesellisi olsun diye değil, hakikaten bir anlamı olabilir diye… Dünya tam bir kaos manzarası sergiler, ABD-İsrail-İran savaşı bu manzarayı daha da kötüleştirirken, bu gürültü-patırtı arasında Avrupa’da iyi bir şeyler oldu, onları atlamayalım istiyorum. 

Son bir ay içinde arka arkaya “iyi haberler” geldi. Bu haberler, Avrupa’da aşırı sağın yükselişi devam ederken buna “bir dakika, o kadar kolay değil,” diyen birilerinin ortaya çıkması, fazla yüksek perdeden olmasa da “bu bir işaret olabilir mi” şeklinde değerlendirmeler yapılmasına sebep oldu. 

Önce, İran savaşının ilk günlerinde, İngiltere’de Manchester’a bağlı bir seçim bölgesinde, boşalan bir parlamento sandalyesini Yeşil Partili genç tesisatçı Hannah Spencer doldurdu. Ardından Almanya’da Cem Özdemir’in liderliğindeki Yeşiller az farkla Baden Wüttemberg eyaletinin birinci partisi oldu. Önceki hafta, Fransa’da sosyalistler ve sol ittifaklar Paris, Marsilya, Lyon gibi büyük kentlerin belediye başkanlıklarını kazandılar. Geçen hafta ise İtalya’da “reform” adı altında yargıyı egemenliği altına almaya çalışan aşırı sağcı Başbakan Giorgia Meloni’ye İtalyan halkı “Hayır” dedi. Son olarak da Mette Frederiksen’in Sosyal Demokrat partisi Danimarka’da birinci parti olarak yerini korudu.  

Kuşkusuz bu seçimlerin her birinin kendi özel koşulları var. Kazananlar açısından bakınca, bir genelleme yapmak çok mümkün görünmüyor. Ancak kaybedenler açısından baktığımızda, bunları yürek ferahlatıcı rüzgarlar olarak niteleyebiliriz.

Ayın kaybedeni, İtalya’nın aşırı sağcı Başbakanı Meloni oldu

Pek çok sağ popülistin, seçilmiş otokratın yaptığı gibi, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de yargı sistemini köklü bir şekilde yeniden düzenleyecek ve tabii yargı üzerinde kendi hakimiyetini sağlayacak bir “reform” yapmak istiyordu. Bu reform, Anayasa değişikliğini gerektiriyordu. Meloni Ekim 2025’te tasarıyı parlamentodan geçirdi ama 2/3 çoğunluğu sağlayamadı. Karar referanduma kaldı ve Meloni geçen hafta referandumu kaybetti.

Hikayenin değişik versiyonlarını orada burada yıllardır görüyoruz. Konunun yabancısı değiliz. Meloni’nin, her istediğini yapabilmek için yargıyı kendine bağlamaya ihtiyacı vardı. Bu yüzden İtalyan yargısının siyasallaşmış, elitist, hantal, engelleyici ve sol eğilimli olduğunu ileri sürerek hakim-savcı atamalarının yolunu-yordamını değiştirecek, bu atamaları üstten denetleyecek bir reform talebiyle otaya çıkmıştı. 

Meloni, referandum sürecinde kışkırtıcı söylemlere başvuran bir kampanya yürüttü. Örneğin, neofaşist kökenli partisi “İtalya’nın Kardeşleri”nin (Fratelli d’Italia) Facebook sayfasında yayınlanan ve sonradan kaldırılan bir broşürde, “Hakimler tecavüzcülerin sınır dışı edilmesini engelliyor. Feministler nerede? Evet oyu verin – bir daha böyle bir fırsat olmayacak,” ifadelerine yer verilmişti. Yani feministlerin kadınları savunamadığını, kendisinin (mevcut hakimlerden kurtularak) bunu daha iyi yapacağını söylemeye çalışıyordu. Oysa Meloni, bir süre önce, rıza dışı cinsel ilişkiyi tecavüz olarak tanımlayacak bir yasa tasarısını, koalisyon ortağının itirazı yüzünden rafa kaldırmıştı. Tabii muhalefetin bu ikiyüzlülüğü sergilemesi çok zor olmadı. 

Referandum’dan S,2 Hayır oyuna karşı ancak F,8 Evet oyu çıkması ve sonucun iktidardaki hükümete, birçok planını erteletecek kadar zarar vermesi, Meloni’nin kışkırtıcı üslubunun tepki çekmesi kadar, belki ondan daha çok, muhalefetin başarılı ittifak politikasının ve kampanyasının bir sonucuydu. Liderliğinden büyük merkez sol partisi Demokratik Parti liderliğinde, son yıllarda sola doğru kayan Beş Yıldız Hareketi (Movimento 5 Stelle) ile merkez liberal “Azione” ve “İtalia Viva” partilerinden oluşan muhalefet cephesinin bu genişliğe ulaşması ilk kez mümkün olabilmişti. 

Muhalefet cephesi, İtalyan halkının 2. Dünya Savaşı sonrası İtalyan Cumhuriyeti’nin kurucu belgesi olan 1948 anayasasına olan bağlılığını iyi değerlendirmişti. Referandumu Meloni’nin politikalarının onaylanmasına dönüştürerek, sadece bir oylama kazanmamış, hükümetin tekerine gerçek anlamda çomak sokmuştu.

Birkaç bakanının istifasını sağlayarak, yenilgiyi onların üzerine yıkan Meloni, referandumu kazandıktan sonra yapmayı planladığı iki hamleyi ertelemek zorunda kalacak. Başbakanın yetkilerini artırırken İtalya cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlayacak bir başka anayasa değişikliği önerisi muhtemelen gelecek yılki seçimi bekleyecek. Meloni bir de seçim yasasını değiştirme peşindeydi. Şimdi “bu değişiklik kime yarar” diye düşünmek zorunda kalacak. 

Fransa’da başkanlık seçimlerinde aşırı sağın işi zorlaştı 

Fransa’da önceki hafta yapılan yerel seçimlere, herkes, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bir provası gözüyle bakıyordu. Anketler, yerel seçimlerin favorisi olarak Marine Le Pen / Jordan Bardella’nın aşırı sağ Ulusal Birlik Partisi’ni gösteriyordu. UBP çok sayıda belediye başkanlığı kazanmasına rağmen, iddiasını kanıtlaması beklenen yerlerde, büyük şehirlerde, seçimleri kaybetti. 

Paris’te Sosyalist Parti adayı belediye başkanlığını kazandı. Marsilya’da Sosyalist-Yeşil ittifakının desteklediği mevcut merkez sol belediye başkanı yerini korudu. Lyon’un mevcut Yeşil belediye başkanı Sosyalist Parti, Komünist Parti ve bir başka sol ekolojik parti ile oluşturduğu ittifak sonucu yerini korudu. 

Fransa’da yerel seçimler iki turlu yapılıyor. İlk turda hiçbir aday P 1 alamazsa, ’un üzerinde oy alan adaylar ikinci tura kalıyor. Seçimlere katılım genellikle `’ın altında oluyor. Aşırı sağın ve sol ittifakın hamle yaptığı 2024 genel seçimlerinde, katılım ikinci turda f’ya kadar yükselmişti. Bu yerel seçimlerde yeniden X’e düştü. Ancak bu kez bir farklılık gözlemlendi. Limoges, Toulouse ve Clermont-Ferrand gibi şehirlerde katılım ikinci turda yükselmişti. Üçünde de sosyalistler ile radikal........

© 10 Haber