Krallar, rahipler, bankacılar, bilim insanları, müzisyenler, ev kadınları… Hepsi köle ticaretinden servet kazandılar
“Anladığımız kadarıyla, zencileri hiçbir zaman işaretlemiyorsunuz. Fransızların da işaretlemediğini, Dr. Dover’ın bu kadar büyük bir işaretin zencilerin (hayatını) tehlikeye sokacağını söylediğini belirtiyormuşsunuz. …size küçük bir gümüş damga gönderiyoruz. …damga kızgın hale getirilecek, zenciler sol omuzlarından işaretlenecek.”
South Sea Company (Güney Denizi Şirketi) Yönetim Kurulu imzalı mektupta yer alan damga çiziminde, bir kraliyet tacı ve altına iliştirilmiş SSC harflerinden oluşan şirket logosu görülüyor. Çizimin üzerinde, “Barbados’taki zenciler için işaret” yazıyor. 1714 yılına ait mektubun ilgili bölümünün kopyası, The Guardian gazetesinin, “Köleleştiren ulus – Köleleştirilmiş Afrikalılara basılan kraliyet tacı damgası: Britanya monarşisi ve köle ticareti” başlıklı haberinde yer alıyor.
Eylül ayı ortasında yayınlanan haber, bir büyük araştırmanın son bulgularını aktaran bir dizi haberden biri… “Üzerinde Güneş Batmayan” imparatorluğun, zenginliğini sömürgeciliğe ve köle ticaretine borçlu olduğu daha önce defalarca yazılmış ve çizilmişti. Britanya monarşisinin köle ticaretiyle ilişkisi de biliniyordu. Ancak İngiltere’nin ünlü üniversitelerinden “King’s College London”ın himayesinde gerçekleştirilen devasa araştırma yayınlanınca, olayın inanılması güç boyutu gözler önüne serildi.
Bir kez daha, tarihsel bir gerçek, monarşilerde, diktatörlüklerde en tepedekilerin izni ve payı olmadan hiçbir büyük ekonomik faaliyetin gerçekleştirilemeyeceği, büyük paraların el değiştiremeyeceği gözler önüne serildi; ama görmek istemeyen yine görmedi, duymak istemeyen yine kulaklarını tıkadı. Tabii İngiltere söz konusu olunca, BBC gibi büyük bir kurumun varlığı, gerçekleri sağır sultana dahi ulaştırmayı sağlıyordu. BBC, önceki hafta, konuyu bütün boyutlarıyla ortaya koyan iki bölümlük bir belgesel yayınladı. Bu vesile ile, biz de bu “zengin” konudan mahrum kalmayın diye, “İngiliz Köle Tüccarları Kayıtları” araştırması ile ilgili haberlerin içine daldık.
İngiltere’nin ortasına bomba düştü ama pek yaralanan olmadı
Doğrusu, Kral Charles’ın, İskoçya’da dünyanın önde gelen teknoloji ve yapay zeka patronlarını toplamasından üç gün önce, 14 Eylül’de, monarşinin köle ticaretiyle bağlarını açıklayan bir araştırmanın yayınlanması hiç iyi olmamıştı. Gerçi Kral’ın misafirlerinin bu konularla ilgilenecek bir politik hassasiyete sahip oldukları söylenemezdi. Kral Charles ise, monarşi mensuplarının tüm krizlerdeki tutumunu takınmıştı: Ağdalı bir üslubun içinde kaybolan bir kabullenme, duygudaşlık ama meselenin özüne ilişkin eylemsizlik…
Nitekim, Buckingham Sarayı’nın Kral adına yaptığı açıklamada, Kral’ın, “bu alanda akademik çalışmalar yürüten ve bu sayede bu tür meselelerin en iyi şekilde nasıl ele alınabileceğine dair tartışmaya katkıda bulunan herkese minnettar” olduğu dile getiriliyordu. Açıklamada, Kral Charles’ın, “kölelik meselesi konusunda daha fazla anlayış geliştirilmesine ve tarihi haksızlıkların giderilmesine yönelik yollar bulunmasına ilişkin kişisel ve samimi kararlılığını birçok kez dile getirdiği” belirtiliyordu. Charles, araştırmacılara kraliyet arşivlerini açarak destek de vermişti.
Eski sömürge, şimdi İngiliz Uluslar Topluluğu’nun üyesi Jamaika hükümeti adına, Kültür Bakanı Olivia Grange, bu araştırmanın açıklanmasından bir hafta önce, Jamaika’nın devlet başkanı statüsünde olan Kral Charles’a bir dilekçe sunmuştu. Dilekçe, Kral’ın anayasal yetkisini kullanarak, transatlantik köle ticaretinin o dönemki İngiliz hukukuna ve uluslararası hukuka göre yasal olup olmadığının ve İngiltere’nin resmi bir tazminat yükümlülüğü bulunup bulunmadığının en yüksek temyiz mahkemesi olan Privy Council (Kraliyet Danışma Meclisi Yargı Komitesi) tarafından hukuken incelenmesini sağlamasını talep ediyordu. (Kral dilekçeyi söz konusu yargı organına iletti.)
Ardından, monarşi tarafından kurulan/kurdurulan bir şirketin kraliyet armasını taşıyan köle damgası dahil, 250 yıl boyunca monarşi mensuplarının ve imparatorluğun ileri gelenlerinin köle ticaretiyle tüm bağlarını açıklayan bir araştırma yayınlandı. Aynı araştırma “İngiliz Medeniyeti”nin belli başlı kurumlarının da köle ticaretiyle finanse edildiğini ortaya koyuyordu. Eh, bu durumda Başbakan’ın da iki çift laf etmesi beklenmez miydi?
Çiçeği burnunda İşçi Partili Başbakan Andy Burnham, kendisine yöneltilen sorulara, köleliğe maruz kalmış ülkeler için, “haklılar ama alacakları yok” minvalinde birkaç sözle cevap verdi. Burnham, köle ticaretini “iğrenç” olarak niteledi; ardından da açık biçimde, herhangi bir tazminatın söz konusu olmayacağını dile getirdi.
Buraya bir de karşı cepheden bir örnek alalım: 2015 yılında, o dönemde başbakan olan David Cameron (Brexit’in önünü açan Muhafazakar başbakan), Jamaika’yı ziyaret ederken, tarihi köle ticaretinde İngiltere’nin oynadığı rol nedeniyle tazminat ödenmesini reddetmişti. Jamaika parlamentosunda bir konuşma yapan Cameron, köleliğin “her biçimiyle iğrenç” olduğunu söylemişti. Ayrıca, “bu acı mirasın ötesine geçip geleceğe yönelik çalışmaların sürdürülmesini” umduğunu da eklemişti.
Araştırmaya biraz yakından bakarak, bu konuda neden körlerle sağırların birbirlerini ağırladığını daha iyi kavrayabiliriz.
12 hükümdar köle ticaretinde aktif rol almış
Sanat ve Beşeri Bilimler Araştırma Konseyi tarafından finanse edilen ve tamamlanması dört yıl süren, “İngiliz Köle Tüccarları Kayıtları” araştırma projesi, King’s College London’dan başkan ve editör Prof. William Pettigrew ile ortak araştırmacılar Dr. Nicholas Radburn (Lancaster Üniversitesi), Profesör Edmond Smith (Manchester Üniversitesi) ve Dr. Nicholas Draper tarafından yürütülmüştü. Ekibe doktor ünvanlı birkaç akademisyen daha katılmıştı. “İngiliz Köle Tüccarları Kayıtları” bu konudaki tek araştırma değildi ama en kapsamlısıydı ve en somut delilleri içeriyordu.
Araştırmaya göre ilk köle tacirlerinin faaliyet göstermeye başladığı 1560 yılından köleliğin kaldırıldığı 1807 yılına kadar, yaklaşık 250 yıl boyunca, İngiltere’de 13 bin kişi köle ticaretine yatırım yapmıştı. Yatırımcıların 1000 kadarı kadındı. Araştırma, bir ilki gerçekleştirerek, bu kişilerin önemli bir kısmının kimliklerini ve biyografilerini açığa çıkarıyordu. Söz konusu kişiler 3,2 milyon Afrikalı erkek, kadın ve çocuğun Atlantik üzerinden zorla Amerika kıtalarına nakledilmesini finanse etmişlerdi.
En tepeden başlayacak olursak, 12 Britanya hükümdarının köle ticaretiyle organik bağı olduğu ortaya çıkmış durumda. Kraliçe I. Elizabeth (1558–1603), İngiliz köle ticaretinin öncüsü kabul edilen John Hawkins’e 1564 yılında devasa bir savaş gemisi tahsis etmiş, karşılığında Afrika’dan kaçırılan ve İspanyol sömürgelerine satılan kölelerden elde edilen kâra doğrudan ortak olmuştu. Kral I. James (1603-1625) ve Kral I. Charles (1625–1649) bu ticareti yapan kraliyet bağlantılı bir şirkete (Guinea Company) özel imtiyaz vererek, köle ticaretini kurumsallaştırmıştı. Kraliyet beratı ile verilen imtiyaz, ilgili şirketin tekelleşmesini sağlamıştı.
İngiltere’nin kısa süren cumhuriyet döneminin ardından monarşinin yeniden kurulmasıyla tahta çıkan II. Charles (1660-1685) köle ticaretini fiilen devlet destekli bir girişim haline getirmişti. Yine imtiyaz belgesi yoluyla ticaretin tekelleşmesi sağlanmıştı. Ardından tahta çıkan II. James (1685-1688) bu imtiyazlı şirketi (Royal African Company) bizzat yönetmiş, hatta 1677’de üstün hizmetleri karşılığında 500 gine (o zamanki para birimi) ödül almıştı.
Dünyanın en büyük köle ticareti ülkesi: Büyük Britanya
Katoliklere karşı Protestanların darbesiyle, İngiliz parlamentosu, II. James’in kızı II. Mary’i (1689-1694) tahta geçirmiş ve onu Hollandalı Protestan prens Orange’lı William ile evlendirmişti. Bu ikisi imparatorluğu ve kraliyete bağlı köle ticaretini ortak olarak yönetmişti. III. William (1689-1702) karısından uzun yaşamıştı. Dönemlerinde İngiltere’nin köle ticaretinden aldığı pay büyümüştü.
İngiltere ile İskoçya’yı birleştirerek Büyük Britanya Birleşik Krallığı’nı (United Kingdom of Great Britain) kuran Kraliçe Ann (1702-1714) İspanya’nın sömürgelerine köle taşıma haklarını alarak Büyük Britanya’yı dünyanın en büyük köle ticareti ülkesi haline getirmişti. Bu yazının girişindeki kölelerin damgalanması ile ilgili mektup önün döneminde yazılmıştı. Bu ticareti elinde bulunduran South Sea Company’nin bir kraliyet kurumu olduğu, söz konusu “damga” ile bir kez daha tescillenmişti.
Kral I. George (1714-1727) bu şirketi bizzat yönetmiş ve........
