ABD Çin’le baş edebilecek mi?
Dünya artık kendini Çin’e göre hizalıyor. ABD hem Çin’den korkuyor hem Çin’i korkutmaya çalışıyor. Kâh gümrük duvarlarını yükseltiyor, kâh ticaret kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Rusya Batı dünyasına karşı hamlelerini Çin ile koordine etmeye çalışıyor. Fazla yakınlaşmadan, arkasını kollayarak. Avrupa dünya ticaretinde en büyük rakibi olarak Çin’i görüyor ama ABD’nin gümrük vergisi tehditlerinin yarattığı riski ortadan kaldırmak için de Çin’le anlaşmaya çalışıyor.
Çin ise git gide sertleşen bir otokratik yönetim altında, dünyanın dört köşesine el atıyor. Ticaretle girdiği bazı ülkelerde siyaseti yönlendirmeye çalışıyor. Afrika’da, Orta Doğu’da, Güneydoğu Asya’da, Latin Amerika’da varlığını bir süredir daha güçlü hissettiriyor. Hızla silahlanıyor. Nükleer gücünü artırıyor. Tayvan’ı açıktan tehdit ediyor. Hamleleri öngörülemediği gibi, bazen yorumlanamıyor da…
Gitti Kremlinoloji, geldi Pekinoloji
Sovyetler Birliği henüz ayaktayken Kremlinoloji diye bir “sanat” vardı. Kremlinoloji, dışa kapalı bir devlet ve toplum yapısı içinde, açıklama ve konuşmalardaki detayları, sembolleri analiz ederek, fotoğraflarda kim kimin yanında, kim fotoğrafın merkezine yaklaşmış diye yorumlar yaparak, Sovyet devletinin yönetim merkezi Kremlin Sarayı’ndaki siyasi durumu, iktidar mücadelesini anlama çabası diye özetlenebilir.
Bugün Kremlinoji’nin yerini Pekinoloji aldı. Çin’in devlet (destekli) kapitalizmi, Sovyetler’in “komünist” ekonomisine göre çok daha dışa açık. Çin’de yabancı yatırımlar var. Çin’in dış dünya ile diplomatik, ekonomik, akademik temas noktaları daha fazla. Bu yüzden Batı dünyası, Çin hakkında, zamanın Sovyetler Birliği’ne göre daha çok şey bildiğini düşünüyor. Ama bu algının gerçekliği her gün yeniden sorgulanıyor. Çünkü aslında kimse Çin’de neler olup bittiğini tam anlamıyla bilemiyor, anlayamıyor. Yakın zamanda bunun çarpıcı bir örneğini yaşadık.
Xi Jinping’in ordu içindeki tasfiyesi Batı’yı dumura uğrattı
Ocak ayının son haftasında, Devlet Başkanı, Başkomutan Xi Jinping (Şi Cinping), aile dostu, yoldaşı, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun Başkomutan’dan sonraki ikinci adamı, General Zhang Youxia’yı (Cang Youşia) ve Askeri Merkez Komite üyesi, Genel Kurmay Başkanı General Liu Zhenli’yi (Liu Cınli) görevden alınca, Batı’daki Çin analistleri “şok geçirdi.”
Ardından, ortalığı yorumların tozu dumanı kapladı. Tabii Pekinoloji de devreye girdi. Komünist Parti’nin son toplantısıyla ilgili bir televizyon haberinde bu iki general görünmemişti. General Zhang, yaklaşık bir yıl önce bir konuşmanın sonunda Xi’ye sırtını dönmüştü; bu da ikisi arasında bir anlaşmazlık olduğunu ima ediyordu.
Resmi açıklamaların, yorumların, analizlerin girdabı arasında, iki generalin gözden düşmesiyle ilgili dört teori yüzeye çıktı: 1) Yolsuzluk, 2) Nükleer sırların ABD’ye sızdırılması (Casusluk), 3) Fazla güç kazanmış olmak (Darbe), 4) Tayvan’ın 2027’de işgal edilmesi konusunda anlaşmazlık ve/veya Çin’in silahlanması konusunda verilen hedeflere uyulmaması.
Çin Ordusu’nda tasfiye ilk kez olmuyor, ama bu seferki başka
Xi, 2012’de iktidara geldiğinden bu yana, 110’dan fazla generali görevden almıştı. Orduda ilk temizlik harekâtına 2014’te girişilmişti. Düzinelerce generalin görevden alınması, o dönemde ordunun yolsuzluktan temizlenmesi ve modern bir savaş gücüne dönüştürülmesi için girişilen reform hareketinin ilk adımı olarak yorumlanmıştı. (Hiç kuşkusuz, iktidarının ilk yıllarında, Xi’nin, başkomutanı olduğu orduya hakim olma çabasından da söz etmek gerekir.)
2023 yılında, Çin’in nükleer silahlarını yöneten Füze Kuvvetleri’nde yeni bir tasfiye dalgası yaşanmıştı. Görevden alınanların çoğu, zamanında Xi tarafından atanmıştı. Her seferinde yolsuzluktan söz ediliyor olmasına rağmen, bu ikinci dalga tasfiyenin, Çin’in nükleer silah geliştirme konusundaki hızını artırmakla ilgili olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Bunu destekleyen en önemli gösterge, Çin’in 5-6 yıl önce başlayan nükleer silahlanmada hızlanma sürecinin, 2023’ten sonra tırmanışa geçmesiydi.
Yolsuzluk, casusluk gibi suçlamalar mantıklı mı?
Bu bakış açısı bize, tasfiyelerde asıl motivasyonun, verilen hedeflere (emirlere) uyulmasını sağlamak olduğunu düşündürüyor. Bu seviyeye yükselmiş birilerinin tüm kazanımlarını riske atıp yolsuzluk veya casusluk yapması hiç anlamlı gözükmüyor. Hele Zhang Youxia’nın 75 yaşında olduğu düşülürse… Yolsuzluk yapıp parayı nereye koyacaksın, nasıl harcayacaksın, adamı anında enselerler. Casusluk yapıp, (karşılığında) bilgileri sızdırdığın ülkeye, Komünist Çin’in köklü, tanınmış bir ailesinin mensubu olarak, çoluk çocuk torun-torba nasıl kapağı atacaksın? Tek tabanca olsan ve genç olsan neyse… Bilirsiniz, bunlar bu tür otokratların propaganda silahlarında kullanılan standart mühimmattır…
Tartışılabilir ama, aşağı doğru geniş bir tutuklama olmamasına bakarak darbe seçeneğini de elemeyi düşünebiliriz. Bu tür durumlarda darbe olasılığını tümüyle ortadan kaldırmak için, operasyon ani ve geniş kapsamlı yapılır. Gerçi, Pekinologlara göre başta kuvvet komutanları olmak üzere, bazı generallerin son zamanlarda ortada görünmemesi, bu ihtimali hemen elemeyi zorlaştırıyor ama ben yine de bu dört teoriden ilk üçünü elemekten yanayım. Geriye Tayvan meselesinde uyuşmazlık ve bununla yakından ilgili olabilecek, silahlanma hedeflerinin tutturulamaması kalıyor.
Bunu destekleyen bazı belirtiler var. Örneğin, Çin tarafından yapılan resmi açıklamalarda bir “disiplinsizlik” lafıdır gidiyor. Bunun “üstlerinin emirlerini yerine getirmeme” olarak yorumlanması mümkün. Nitekim bazı uzmanların benzeri yorumları var. Bir askeri gazetenin başyazısındaki şu ifadeye dikkat çekiliyor: “(generallerin) Askeri Merkez Komitesi Başkanı’nın (Xi) ‘Nihai Sorumluluk Sistemini’ ciddi şekilde çiğnedikleri ve zayıflattıkları…” Burada sözü geçen “Nihai Sorumluluk Sistemi,” Xi’nin 2014 yılında yürürlüğe soktuğu, son sözü komite başkanına veren uygulama. Bunlar sağlıklı bir analiz için........
