Korkunç Bir Olay ve İlgi Simülatörlüğünün Vebali
Sanırım mesele artık ilgi duyulan şeylere gerçekten yönelmek değil.
Bir meseleye doğru dönmek, onun etrafında dolanmak, her zaman ona gerçekten yönelmek anlamına gelmiyor. Çoğu zaman yalnızca orada olunduğunu göstermeye yarıyor.
Bir zamanlar ilgi, uydurma da olsa hakiki de olsa, yine de bir yönelişti.
Bir sorunla, bir konuyla ilgili olmak, onun ağırlığını ve sorumluluğunu da bir ölçüde taşımaktı.
Şimdi ise ilgi, etrafta bir iz bırakma arzusu ve biçimi.
Oysa birine bakmakla, bakıyormuş gibi yapmak arasındaki fark var, bu yalnızca niyette değil; geride kalan izde de er-geç kendini gösteriyor.
Çünkü gerçek bakış dönüştürür.
Sahte bakış ise yalnızca yüzeyde dolaşır.
Artık ilgi içten yükselmiyor; daha çok bir spot ışığı gibi.
Nereye düşeceği önceden hesaplanmış, neyi görünür kılacağı belirlenmiş.
İnsan, bir konuya ya da başkalarının sorunlarına yöneliyor gibi görünerek başkalarının kendisine nasıl baktığına yöneliyorsa, bu yöneliş yavaş yavaş kişinin karakterine tuttuğu bir tür aynaya dönüşüyor.
Yapay ilgi, bir aralığın tam ortasında büyüyor. Bir boşluğu hızla dolduruyor; yetersizlik hissini örtüyor, onay ihtiyacını kısa süreliğine susturuyor.
Ama dokunduğu şeyi aynı anda aşındırıyor.
Böylece, samimiyet içten içe çözülmeye başlar.
İnsan, göründüğüyle kendisine yönelen ilginin, ne kadar gerçek olduğunu ayırt edemez hale gelir.
Bir bakışı kötü bir örnek olarak nerelere kadar uzanacağını kestiremeyebilirsiniz.
Bu bir bulanıklıktır.
İlgiyi, bir ilişki biçimi olmaktan çıkarır; bir dolaşım biçimine dönüştürür. Sosyal medya buna hazırdır.
Artık önemli olan “olan” değil, “olanın nasıl göründüğü” olarak dolaşımda gezendir.
Bu nedenledir ki, görünüş, yalnızca bir satıh değil, aynı zamanda bir ‘yönlendirici’dir.
Kahramanmaraş’ta bir çocuğun ağzından duyulan, ‘Beni görsünler istedim” cümlesi, belki de bunun en çıplak ve en sarsıcı ifadesidir: Görülme arzusunun, bir çocukta bile var olmanın yerini alması.
Çünkü simülasyon dediğimiz şey sadece gerçeği taklit etmez; onu başka türlü ortaya çıkmasını da mümkün kılar.
Simüle ediş her şeyi anında tüketilebilir hale getirir.
Ağır olan hafifler, karmaşık olan düzleşir, düşünce tepkiye indirgenir.
Üzüntü bile gösterilebilir bir forma bürünebilir. Öfke bazen bir pozisyona, duyarlılık bir sergilemeye dönüşür.
Jean Baudrillard’ın işaret ettiği şey tam da bu değil miydi: Gerçeğin yerini alan bir kopya değil, gerçeğin akışını yeniden kuran bir düzendir.
Bu düzen içinde şiddet bile başka bir forma bürünür. Bir olay olmaktan çıkar, dolaşan bir imgeye dönüşür.
Buradan sonra mesele artık bireysel değildir.
