menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sevgili günlük…

20 0
31.05.2026

22 Mayıs, Arnavutköy

Hafta bitti. Cuma, saat 19.43. Doorstep’te dinleniyorum. Berlin biletimi aldım. Bayramın birinci günü uçuyorum. Yazmıyor olmam ruh halimle ilgili sanırım. Belli bir ruh halimin olmaması diyebilir miyiz?

23 Mayıs, Arnavutköy

Uzun süredir yaşadığım en güzel ve mutlu gün. Yaşlanmak için çok gencim..

28 Mayıs, Berlin Cafe Fleury

Evimin karşı sokağındaki kafede, kahvem, kitaplarım, dizüstü bilgisayarım ve defterlerimle oturuyorum. Dün geldim Berlin’e. Hava elbette İstanbul’dan daha serin. Bu arada Basel ve Paris çok daha sıcak. Yine de kafenin verandasındaki masalardan birinde oturuyorum. 

Nazım da buradaymış. Sevindim. Bugün Minoa’ya uğrarım mutlaka. Yeni tanıştığım ve hemen kanımın ısındığı bir insan Nazım. Eşi Petek’le birlikte Minoa’ların sahibi.

Biraz önce garip bir şey fark ettim. Belki terapist olduğum içindir, yan masalarda konuşulanlar hızla kulağıma çalınır. Ben de boşlukları zihnimde hızla doldurur ve konuyu aşağı yukarı anlarım. Kant olsaydı anlama yetisi kategorileriyle derdi. Neyse. Almanca konuşuluyorsa yan masada, ben Almanca bir şey okurken zorlanıyorum ama Türkçe okuduğum şeyi anlamakta hiç zorlanmıyorum. Bu Türkiye’de tam tersi. Yan masada Türkçe konuşulduğunda Türkçe okuduğum şeyi anlamakta zorlanabiliyorum ama Almanca okuduğum şeyi çok rahat anlıyorum. Bu ana dil ve sonradan öğrenilen dilin beynin farklı merkezleriyle ilişkili olduğunu çok net gösteriyor gibi geliyor bana. Kendi kendime küçük oyunlar. Berlin’deki yalnızlığımdan memnun gülümsüyorum. Oysa Aybüke’yle, Pınar’la ve daha sonra Hakan’la görüşeceğim. Bankama gidip bankacımla, ev sahibi ev ofisiyle filan da görüşmem gerekiyor. 

Bu arada ısmarladığım kitap gelmiş. Kant’ın insan görüşüyle ilgili önemli bir kitap. Onu almaya gideceğim saat 11.00 olunca. Saat 10.02. Bir kahve daha içmek istiyorum. Sonra yavaş yavaş yürür, komünist kitapçımdan ısmarladığım kitabı alırım. Belki o sırada Pınar dükkânı açmış olur. Pssst, dükkanının adı. Hoş bir hediyelik eşya dükkânı. Ne zamandır görüşemedik. Köşedeki bakkaldan, bir iki bira alır karşısına çıkarım. Dükkânın önündeki şezlonglarda dedikodu yapıp biralarımızı yudumlarız. Bir saat kadar sonra konuşacak bir şeyimiz kalmaz, biralarımız da bitmiş olur, ben de kalkarım. 

Son zamanlarda Aydın Ağbiyi düşünüp duruyorum. Onunla ilk tanıştığımız zamanları. Bir dermatoloji kongresinde, orkestra tesadüfen acemice bir jazz klasiği çalarken, bana........

© 10 Haber