menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Korkunun adı: Okul

6 0
21.04.2026

Okul nedir?

Yalnızca ders görülen bir bina değildir. Okul; bir çocuğun kendini güvende hissettiği, büyüdüğü, dünyayı tanımayı öğrendiği ve hayata hazırlandığı bir yuvadır. Bir çocuğun sesi titremeden konuşabildiği, hata yapmaktan korkmadığı, kim olduğunu keşfettiği yerdir. Bu yüzden okul, sadece eğitim değil, aynı zamanda karakterin, vicdanın ve toplumsal bağın inşa edildiği bir alandır.

Peki biz okula ne öğrenmek için gideriz? Matematik, tarih ya da fen elbette önemli. Ama asıl öğrenmemiz gereken birlikte yaşamak, saygı duymak, empati kurmak ve farklılıklarla barış içinde var olabilmektir. Okul, insan olmayı öğrenme yeridir.

Yakın geçmişte okulun ve öğretmenin toplumdaki yeri çok farklıydı. Öğretmen, yalnızca bilgi aktaran biri değil; aynı zamanda yol gösteren, örnek alınan, saygı duyulan bir figürdü. Okul ise güvenli bir sığınaktı. Çünkü okul, çocukları yalnızca sınavlara değil hayata hazırlayan; onlara doğruyu yanlıştan ayırmayı, sorumluluk almayı ve vicdanla karar vermeyi öğreten bir yerdi. Bir öğretmenin bir çocuğun hayatına dokunuşu, bazen bir ailenin, bazen bir toplumun geleceğini değiştirecek kadar güçlüydü.

Bugün geldiğimiz noktada bu saygının aşındığını, hatta kimi zaman tamamen yok sayıldığını görmek acı verici. İçimizde tarif etmesi zor bir kırılma hissi var. Sanki bir şeyleri yavaş yavaş kaybettik; önce dili, sonra sabrı, sonra da birbirimize olan güveni…

Küçücük çocuklar bu hale nasıl geldi? Şimdi birbirimize sorduğumuz en ağır soru bu. Ama bu sorunun tek bir cevabı yok. İçinde yaşadığımız siyasi iklimin dili ve tavrı, toplumun geneline yayılan sertlik ve kutuplaşma, çocukların dünyasını da şekillendiriyor. Televizyon yayınlarında şiddetin sıradanlaştırılması, hatta kimi zaman özendirilmesi; çizgi filmlerin bile değişmesi, dijital oyunların şiddeti besleyen yapısı… İnsanların en küçük anlaşmazlıkta bile birbirine saldırdığı bir atmosfer yaratıyor. Bu atmosferde büyüyen bir çocuğun şiddeti normal görmemesi neredeyse imkânsız hale geliyor.

Peki bu dehşeti yaşayan çocukların psikolojisi nasıl iyileşecek, bunu düşünen var mı? Bir çocuğun zihninden korkuyu silmek, ona yeniden güven duygusu kazandırmak kolay mı? O sınıfa tekrar girdiğinde, o koridordan yeniden geçtiğinde ne hissedecek? Gece uyuyabilecek mi, yoksa her sesi bir tehdit mi sanacak? Biz çoğu zaman olayın kendisini konuşuyoruz; ama o olayın çocukların içinde açtığı yarayı görmezden geliyoruz. Oysa asıl sorumluluğumuz, o yarayı sarmak.

“Kaçakçının öğretmenden çok saygı gördüğü toplum bitmiştir.”

Bir diğer ürkütücü gerçek ise silahların bu kadar yaygın olması. Neredeyse her evde bir silah bulunması ve erkekliğin silah kullanmakla özdeşleştirilmesi, çocuklara yanlış ve tehlikeli bir güç algısı sunuyor. Gücün merhametle değil, zorbalıkla ölçüldüğü bir anlayışın bedelini hep birlikte ödüyoruz.

Amin Maalouf’un şu sözleri durumu çarpıcı biçimde özetliyor: “Mahallede en çok saygı gören lüks arabalı kaçakçı. Gençler ona özeniyor. Kaçakçının öğretmenden çok saygı gördüğü toplum bitmiştir.” Eğer rol modellerimiz değiştiyse, çocukların yönünü kaybetmesi kaçınılmazdır.

Doğan Cüceloğlu ise başka bir kapı aralıyor: “Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.” Belki de tam olarak ihtiyacımız olan şey bu: başarıdan önce vicdanı koyabilmek.

Bugün okullarda yaşanan dehşet olaylarını yalnızca bireysel vakalar olarak görmek büyük bir hata olur. Bu, toplumsal bir meselenin yansımasıdır. Çözüm de ancak toplumsal bir bilinçle mümkün olabilir. Toplumsal dayanışma, bilinçli müdahale ve koruyucu politikalarla çocuklarımızın kendilerini güvende hissettikleri ortamlar yaratmak zorundayız.

23 Nisan yaklaşırken… Çocuklara armağan edilmiş bir bayrama, onların en güvende olması gereken yerlerde yaşanan acılarla giriyoruz. Bu, hepimiz için bir yüzleşme anı olmalı. Geleceğin çocuklarda olduğunu söyleyip onları koruyamıyorsak, sözlerimizin hiçbir anlamı kalmaz.

Bu sorumluluk yalnızca okulların değil. Hükümetten yerel yönetimlere, ailelerden medyaya kadar herkesin payı var. Çocuklar ve gençler için güvenli, sağlıklı ve insani eğitim ortamları oluşturmak bir tercih değil, bir zorunluluktur. Günü kurtaran değil, kalıcı ve doğru önlemlerle bu karanlığı aşabiliriz.

Kaybettiğimiz canlara rahmet, ailelerine dayanma gücü diliyorum. Yaralı olanlara acil şifalar…

Ve umarım, bir daha hiçbir çocuk okula korkarak gitmez.


© 10 Haber