Kimliklerin gölgesindeki sınıf gerçeği
Kimliklerin gölgesindeki sınıf gerçeği
Kimliklerimizi yarıştırmak yerine yoksulluğu derinleştiren, emeği değersizleştiren ve eşitsizlikleri kalıcılaştıran sınıflı toplum düzenini sorgulayalım.
Avrupa siyasetinde etkisini artıran göçmen karşıtlığı, aşırı sağcı partileri iktidar adayı konumuna getirdi. Avrupa Birliği yönetimi, göçmenlerin entegrasyonundan temel ihtiyaçlarının karşılanmasına, göç yönetiminden uluslararası dayanışmaya kadar birçok başlıkta milyarlarca avroluk fon ayırıyor. Harcamalar, hem AB’nin merkezi bütçesinden hem de üye ülkelerin ulusal bütçesinden karşılanıyor. İşte bu yüzden Avrupalı kitleler, göçmenleri sosyal refahlarına yönelik bir tehdit olarak algılıyor. Popülist siyaset, Avrupa’nın yaşlanan nüfusunun ve nitelikli işgücü açığının göçmen emeğini zorunlu kıldığını bilse de oy uğruna yabancı düşmanlığını kışkırtıyor.
Geçenlerde okuduğum Kanada kaynaklı bir makalede yer alan araştırma sonuçlarına göre çok kültürlü bir toplum yaratabilme becerisinin ardında yatan temel etmenin sınıf gerçeği olduğu saptanmış. Kanada’ya seçilerek kabul edilen Ukraynalı ve Afgan göçmenlerin genelde orta sınıfa mensup, eğitimli, dil bilen kişilerden oluştuğu vurgulanıyor. Makalede farklı kültürel özellikler taşıyan bu kişilerle ev sahibi ülkenin orta sınıf üyeleri arasında önemli bir uyuşmazlık yaşanmadığı belirtiliyor (1) .
Buradan hareketle entegrasyona bağlı sorunlarda kültürel kimlikten çok sınıf kimliğinin belirleyici olduğu ileri sürülebilir. Meslek sahibi olmayan, ülkede konuşulan dili bilmeyen göçmenler açısından başat sorun, sınıfsal farklılığın yoksulluğa ve toplumsal dışlanmaya dönüşmesi.
Göçmen seçme lüksüne........
