menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BM’de konuşurken herkes barışçı. Peki, savaşları kim çıkarıyor?

2 0
yesterday

BM’de konuşurken herkes barışçı. Peki, savaşları kim çıkarıyor?

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres dünyadaki siyasi “çatlakların kanyona dönüştüğü” karamsarlığında. Konuşurken barışçı olmayan yok. Peki savaşları kim çıkarıyor? BM’nin işlevinin zayıfladığı bir gerçek, ama tek soru o değil. (Foto: BM/Laura Jarriel)

New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu konuşmalarını birkaç saat dinleyince insanın aklına kaçınılmaz olarak tuhaf bir soru geliyor: Madem herkes barıştan yana, bu savaşları kim çıkarıyor? Neredeyse bütün liderlerin sözlüğü aynı. Barış. Diplomasi. Diyalog. Uluslararası hukuk. Müzakere. İşbirliği. Sivillerin korunması. Sonra Genel Kurul salonundan çıkıp dünyaya bakıyorsunuz. Gazze’nin yaraları kapanmış değil. Ukrayna savaşı sürüyor. Sudan dünyanın en ağır insani krizlerinden birini yaşamaya devam ediyor. ABD-İran savaşı altı ayı geride bıraktı. Yemen yeniden bölgesel hesaplaşmanın merkezinde. BM Genel Sekreteri António Guterres de Genel Kurul’u açarken tabloyu saklamadı. Dünyadaki fay hatlarının genişlediğini, “çatlakların kanyonlara dönüştüğünü” söyledi. Savaşların uzadığını, sivillerin hedef alındığını, uluslararası hukukun bir kenara itildiğini anlattı. Ama birkaç dakika sonra aynı kürsüye çıkan devlet liderlerini dinlediğinizde, neredeyse herkes çözümün parçası. Kimse sorunun parçası değil. Belki BM Genel Kurulu’nun asıl çelişkisi artık burada.

BM’de barış, eve dönünce reel politika

Genel Kurul bir bakıma dünyanın en büyük yıllık barış sahnesi. Liderler New York’a geliyor, uluslararası toplumun karşısına çıkıyor ve ülkelerini barıştan, hukuktan ve diplomasiden yana konumlandırıyorlar. Sonra uçaklarına binip başkentlerine dönüyorlar. Ve pazartesi sabahı reel politika yeniden başlıyor. Silah satışları devam ediyor. Müttefiklere verilen askeri destek devam ediyor. Vekil aktörlerle ilişkiler devam ediyor. Jeopolitik rekabet devam ediyor. “Bizim güvenliğimiz”, “bizim çıkarlarımız”, “bizim nüfuz alanımız” yeniden dış politikanın temel ölçüsü haline geliyor. Burada mesele liderlerin BM kürsüsünde söylediklerinin mutlaka samimiyetsiz olması değil. Daha rahatsız edici olan şu: Devletler barışı gerçekten isteyebilir ve aynı zamanda barışı imkânsızlaştıran politikalar izleyebilir. Çünkü devletler soyut olarak barış isterler. Ama kendi güvenliklerinden, nüfuzlarından, müttefiklerinden veya askeri avantajlarından vazgeçmeleri gerektiğinde barışın fiyatı birden yükselir. İşte New York’ta........

© yetkinreport.com