MHP, Bahçeli ve Kürt Meselesinde Tarihi Dönüşüm
MHP, Bahçeli ve Kürt Meselesinde Tarihi Dönüşüm
MHP lideri Bahçeli 1 Ekim 2024’de TBMM’nin açılışında DEM Partilileri de şaşırtan bir hamleyle, kendi önerisiyle, DEM Partili Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’in PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmesini sağlayan yeni diyalog sürecini başlatmıştı.
Türkiye siyasetinde son iki yılda yaşanan en dikkat çekici dönüşümlerden biri aslında yeterince analiz edilmiyor: Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Devlet Bahçeli, Kürt hareketi, DEM Parti ve nihayetinde Abdullah Öcalan’ı da içeren yeni sürecin en önemli siyasi taşıyıcılarından biri hâline geldi.
Bundan birkaç yıl önce böyle bir tabloyu tarif etmek bile siyaseten imkânsız görünürdü.
Çünkü MHP, uzun yıllar boyunca Kürt meselesinde Türk milliyetçiliğinin en sert çizgisini temsil etti. CHP başta olmak üzere muhalefet aktörlerini Kürt siyasetine yakın olmakla suçladı; DEM Parti’ye ve PKK’ya yönelik dili son derece sert ve kutuplaştırıcıydı. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra HDP’nin dolaylı desteğine dayanabilecek herhangi bir siyasi formülü reddetmesi, koalisyon ihtimallerinin çökmesinde belirleyici olmuştu. Bugün ise aynı siyasi gelenekten gelen aktörlerin DEM temsilcileriyle açık temas kurduğu, Bahçeli’nin Öcalan’a dair öneriler geliştirdiği bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.
Bu değişim sadece taktiksel bir esneklik olarak okunamaz. Daha derin bir stratejik yeniden konumlanmaya işaret ediyor.
Bölgesel Gerçekliklerin Baskısı
Bahçeli’nin kısa süre önce dile getirdiği “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinasyon Ofisi” önerisi bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Öcalan’ın belirli bir çerçevede sürecin uygulanmasını destekleyebileceği bir yapıdan söz edilmesi, geçmişte düşünülemeyecek bir siyasi eşikti. Burada önemli olan önerinin içeriğinden çok, böyle bir önerinin artık milliyetçi siyasetin merkezinden gelebiliyor olmasıdır.
Peki bu dönüşümün arkasında ne var?
Bunun önemli bir kısmı değişen bölgesel gerçekliklerle ilgili. Orta Doğu bugün on yıl öncesine göre çok daha parçalı ve öngörülemez bir güvenlik ortamına sahip. Gazze savaşı, İran etrafındaki belirsizlik, Suriye ve Irak’taki kırılgan yapı ve bölgesel güç dengelerindeki dalgalanmalar, çözülmemiş iç meseleleri artık sadece siyasi değil stratejik bir risk hâline getiriyor. Ankara’da devlet aklının belirli kesimleri açısından bakıldığında, yönetilemeyen bir çatışmanın maliyeti artık kontrollü bir siyasi açılımın riskinden daha yüksek görülüyor........
