menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BİR SURİYE ANALİZİ

26 0
26.01.2026

Suriye, yüz yıllarca hâkimiyetimiz altında kalan Arap topraklarının bir parçasıdır. Tıpkı, Irak, Hicaz ve Filistin gibi! Birinci Dünya Harbi yenilgisinden sonra, Suriye, Fransız mandası altına girdi. Fakat, Atatürk'ün, Suriye'ye ilgisi hep devam etti. Atatürk, günümüzün 'Atatürkçüleri' gibi, Araplara, 'Birinci Dünya Harbinde bizi arkadan vurdular' anlayışı ile yaklaşmamış; Suriye ve Irak'la, bir konfederasyon hâlinde olmamızı arzulamıştır.
21.12.1937'de, bir görüşme yaptığı, Suriye Başbakanı Cemil Merdam'a da, şunları söyleyecektir: “Ben önce Anadolu'yu kurtarmak zorundaydım. Ama, şimdi artık, din kardeşlerimize yardım edecek duruma geldik. İcap ederse, Fransızlardan kurtulmanız için ordumuzla yardımınıza geliriz!”
Ne yazık ki, Atatürk'ün ölümünden sonra gelen İnönü yönetimi, bütün benliğiyle Batı'ya yönelmiş ve Türkiye, kendi coğrafyamızda, Batı emperyalizminin çıkarlarının temsilcisi gibi davranmıştır. Bu durum, AK Parti iktidarına kadar devam etmiştir.
Başlangıçta, AK Parti'nin, İslâm'ı önceleyen söylemlerinden rahatsız olan, kendilerini, 'Lâik-Atatürkçü-Solcu' olarak tanımlayan, Atatürk'ün, Bölge Merkezli siyasetinden bîhaber kesimler, AK Parti'nin, Osmanlıcılık peşinde olduğunu ileri sürmüşlerdir ki, biz de, geçtiğimiz yıllarda, gelişmeleri böyle okumuştuk. Gerçi, haklı da sayılırdık; çünkü, Türkiye'nin bu coğrafya ile daha fazla ilgilenmesini isteyen güç, o tarihlerde, 'Büyük Orta Doğu Projesinin' mimarı Amerika idi! Hattâ, sayın Cumhurbaşkanımız birkaç defa, bu projenin Eş Başkanlarından biri olduğunu açıklamıştı! Fakat, sayın Cumhurbaşkanımız, 2009 yılında Davos'da, one minüte (van Minüt) diyerek, zoraki olarak söz aldıktan sonra, İsrail Başbakanı Şimon........

© Yeşilgiresun